Yazı ve Yazgı/Hüseyin SU

31 Ağustos 2016

Jule Renard, yazıyla uğraşan herkese yazar olan bir insanın, aynen soluk aldığı gibi yazması gerektiğini öğütler.(Önsöz’den)

Önsöz’den

‘Yürümek+ hiç durmamak+ ödünsüz+namlusundan kurşun çıkan-hala çıkan- sıcaklığında yürümek.’   (Nuri Pakdil)

İnsani erdemlerin tümünü de yüreklerinden söküp atan granit insanın durduğu yerden ibaret dünyamız: Daha şimdiden değerleri tanınamaz bir uygarlık kalıntısı halinde. (16)

Oysa mütemadiyen doğurgan bir hayatı amaçlamalıyız. Dirimin ucunu bir kez yakaladık mı, ardını bırakmadan sonuna dek izini sürmeliyiz, hiçbir zaman insani yılgınlıklarımıza teslim olmamalıyız. Acımız da, sevincimiz de, sıkıntımız da,  mutluluğumuzda doğurgan olmalı, bizi çoğaltmalı ve tamamlamalı. Bir damlayı büyük bir denize dönüşterebilmeliyiz her zaman. Ütopyamız hep ufuklarımızda olmalı. Bizi, ardısıra götürecek olan, yitirdiğim giz’in izini ne yapıp edip bulmalıyız. Her şeyi en bayağı haliyle somut ve hem de gereğinden çok fazla somut olarak algılama ve bulma heva ve hevesimizi bir türlü yenmeyi başarmalıyız. (18)

İşte burada, her gün yenilenen, yeni ve incelen bir duyarlık ve yeni bilgilerle donanan bir bilinç gerekli bize.

Evet, Pasolini haklı; hepimiz tehlikedeyiz, çünkü hepimiz gafletteyiz. (21)

Teyekkuz hali ve aydınlık bir görüş alanı, kuşkusuz ateş emrinin yerine getirilmesinin  ilk ve temel koşuludur. Ardından bütün niyet ve çabalarımız, harekat dairesindeki külli ve cüzi tasarımlar çerçevesinde kendisine yol bularak seyredecektir. Çünkü , J. Ortega Y. Gasset’in deyişiyle; ‘uyanık düşünce her zaman yönünü değiştirmeye ve kendi dışındaki gerçeklere ilgi göstermeye hazırdır.’   (24)

Kendimizi sürekli karşımızdakine ve karşı değerlere göre tanımlayışımız, çoğu zaman, kendimizi tanımak ve bulmak anlamına gelmiyor, hiçbir zaman da gelmeyecek. Ne yazık ki her geçen gün biraz daha karşımızdakinin istediği şekilde tanımlanarak yaşıyoruz, tavır alıyoruz, düşünüyoruz; sürekli kendimiz olmaktan uzaklaşma pahasına.

      Giderek sesimiz öztürkümüze yabancılaşıyor. (25)

       Yürümekten vazgeçemeyiz. Değil mi  ki hayat ucu açık bir problemdir; geçmişte, şimdi ve gelecekte; bütün zamanlarda çözmek zorundayız.

Çünkü cevap tek şıklı.  (27)

Bu noktada iki sıcak ve aydınlık bilinç duyarlılığına ihtiyacımız var: Yenilmek, sinmeyi değil, bu kez yenme gücünü de içerir; çünkü yaradılışımızda öç alma duygusu da var; Allah müntakim’dir. (70)

İnsan vicdanının elbette sürekli kanatılmaya gereksinimi var: Kanayan bir vicdan, insan için en sağlıklı gösterge ve uyarıcıdır. Kanaması duran vicdansa, her insanın birincil sorunu haline gelebilir ve bir iç kanamasına yol açabilir.

Zaten insanın sürekli uyarılması da unutkanlığının ve aymazlığının gereği değil mi? Adem’den bu yana her zaman peygamberlerle ve onların getirdiği sayfalarla, kitaplarla uyarıldı insan.

Montainge’in bize önerdiği bu içkalenin kapılarını açan Ahmet Cemal, içkaleyi şöyle tanıtır: ‘… yazara göre bu içkale hangi mevkide ve görevde bulunursa bulunsun,mutluluk yada mutsuzlık derecesi ne olursa olsun, her zaman insanoğlunun dönebileceği en güvenli sığınak ve çözümlemede tek gerçek güç kaynağıdır. Toplum yaşamında ancak dış dünyanın akışıyla kendi arasına böyle bir dünya yerleştirmeyi başaranlar, bağımsız  düşünebilen birey nitelemesine hak kazanırlar. Geride kalanlar,  yalnızca ‘sürüden biri’ olmayı yeterli bulup, bütün çözümleri başkalarında ve alışılagelmişte ararlarken, içkalelerini terketmeyenler, en amansız zamanların, en büyük kaosların ve en şiddetli kitle çılgınlıklarının ortasında bile bütün yargılarını ancak kendi süzgeçlerini kullandıktan sonra vermeyi başarırlar. Burada sözü edilen içkale,aynı zamanda dış dünyada uygulamaya konulmuş,sonrasız bir özgürlük anlayışını da dile getirdiğinden, sözü edilen kalenin savunucuları ve yaratıcıları arasında yer alırlar.’’  (109)

Yazı, muhatabından önce, yazarını terbiye eder ve sorumlu tutar. Yazı eyleminin en anlama geldiğinin bilincinde olan yazar, işte bu dikkat ve rikkatle yazar.   (115)

Soru şu : Terbiyeye, yazı ahlakına ihtiyaç hissediyor muyuz? Bu sürece tahammül edebilecek sabrı yüreğimizde taşıyabiliyor muyuz?  Yoksa, akşamdan sabaha, iki şiir, iki öykü, iki kitapla öncü olmak sevdasında mıyız? (122)

‘İnsanın kalbinin derinliğine ışık göndermek: Sanatçının ödevi budur’’(127) SCHUMANN

Ben şu anda yazdığımız harfleri daha bir kitap içinde görmemiştim yazıyı tanıdığımda . Kutsal bir şeydi yazı; yazı demek, Kur’an demekti ilk algılayışıma göre. Başka bir yazının daha olduğunun  ve bir gün yazı hikayeme karışacağının farkında bile değildim. Yazılı kağıdı yerde  gördüğünde onu alıp yüksek bir yere koyan annemin, babamın, bütün tanıdıklarımın; aralarında yaşadığım halkın da yazı algısı böyleydi; evet yazı kutsal bir şeydi. (150)

Çocukların düz çizgi, eğri çizgi ve kırık çizgi çalışmalarıyla  doldurdukları defterlerini bile mutlaka saklamalarını tavsiye ederim her zaman. Nedense her yazar, o defterlerde bir gün gelecekte yaptıklarının ve yazdıklarının izlerini bulabilirmiş gibi gelir bana. (154-155)

Düşünceye ve yazıya emek vermenin , yazıyla sorumluluk bilinci arasındaki derin ve güçlü bağın, yoğun dikkatin,titizliğin, yazmayı öğrenme cehdinin ve sabrının , hem yazarken hem de düşünürken ilk şart olarak haddini bilmenin ve darasız düşünceyle darasız yazının ne olduğunu öğrenerek yaşadığım süreç  oldu benim için 1970-1980 arası. ( Pakdil, Karakoç Etkilenmesi, 155)

Yazılı eylem alanında , insani bağlamda aslolan edebiyat ve sanattır; medyai talidir ve doğası gereği de kışkırtıcı, basitleştirici, indirgemeci ve oyalayıcıdır; elkoyucudur, yayılımcıdır ve edebiyatla, sanatla ilgisi ise yazarın, sanatçının, kültür insanının  derinden hissedip yaşadığı yaranın ancak kabuğuyla ilgilenmekten ibarettir, en çok da yarayı kanatır ama sağaltmaz.  (200)

 

Mektup yaz alışkanlıkların tazelensin./Şeyh Galip (226)

Klasik edebiyatımızda mektup karşılığında  kullanılan sözcüklerin zenginliği, aynı zamanda bu alandaki dil ve anlam zenginliğinin ulaştığı ayrıntıları göstermesi bakımından önemlidir : İnşa,münşi,münşeat,ariza,kaime,şukka, uhuvvetname,muhabbetname,tezkire,varakpare,kağıt; arzı hal, tebrikname, tehyiname,taziyename,cevapname,emirname,beyanname,tarifname,şahname,teşekkür,takriz,davetname,niyazname,müzekkere…  (228)

Ucu yanık mektup yollamak söyleyişi ise özellikle Türk kültürünün duygu dokusu açısından bakıldığında ciltler dolusu anlam ifade eder. Hatta mektup kağıdının ucu yakılır, içine gül yaprağı, bir saç teli konur, kokular sürülür mektuplara.(229)

Share This:

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir