Yarım Kalan İşler Klasörü

20 Kasım 2018

Allah, yeniden başlayanların yardımcısıdır.

Saat gece yarısını biraz geçiyor. Bir sonbahar gecesi, insanı diri kalmaya sevk eden bir serinlik. Etraf sakin. Her şey yerli yerinde, olması gerektiği gibi…

Bugün bilgisayarımda ‘Yarım Kalan İşler’ klasörüne rast geldim. Dosyanın oluşturulma tarihi neredeyse 2 yıl öncesini işaret ediyordu. Hangi saikle oluşturduğumu da çok iyi hatırlıyorum. Başladığım ama bir türlü sonunu getiremediğim yazıların ya da bitirmek istediğim işlerin en kısa sürede tamamlanmasını sağlamak için düzenlemiştim bu klasörü. Ama gelin görün ki ‘Yarım Kalan İşler’ klasörünün bizzat kendisi yarım kalmıştı. Bu mevzu ne zaman açılsa aklıma Hasan Aycın’ın ifadesi geliyor ve bana güzel bir bahane  fırsatı sunuyor: ‘Burası dünya, burada işler hep yarım kalır.

Burası dünya ve burada birçok şey yarım kalıyor. İtirazım yok ama bazı yarımlar var ki insanı diğerlerinden daha çok etkiliyor.

Mesela yarım kalan kitaplar endişe vericidir benim için. Onların kursakta kalmış o heves yüklerini sırtımda daima taşır, bu ağırlıkla yaşamaya çalışırım.

Yarım kalan filmler de öyle. Şeytanımın kulağıma sürekli fısıldadığı bir işi bitiremeyeceğime dair olan inancımı yavaş yavaş büyütür bu durum.

Yarım kalan ilişkiler var bir de. İlişkiler birer büyüme fırsatıdır. Ayrıca kendi gerçeğimizi görebileceğimiz bir ayna işlevini görür. Yarım kalan ilişkiler de tıpkı diğer yarım kalan işlerimiz gibi ardında tıkanmış bir enerji bırakır. Yarım kalan ilişkiler derken; içinde iyiye ve güzele dair bir potansiyel barındıran ama sırf kaçıngan tarafımızdan dolayı devam ettiremediğimiz ilişkileri kast ediyorum. Etrafımızda bir sürü insan var ama onlarla ne kadar derin bir ilişkimiz var? Herkesle can ciğer kuzu sarması olup, tüm sırlarımızı paylaşalım demiyorum ama sıradan, yüzeysel ilişkilerin hayatımızı da sıradanlaştırdığı çok açık. Hayat, bir geçiştirme olarak yaşanılan bir şey midir? Neyse ki böyle olmadığını hatırlatan bazı anlar var. O anlar da bir ilişki içerisinde zuhur edebiliyor. Yakın zamanda okuduğum Tuba Kaplan’ın Çılgın Kalabalıktan Uzakta(*) isimli yazısının şu kısmı beni çok etkiledi: ‘Doğada uzun saatler geçirdikten sonra rahatlıyorduk. Yavaşlıyorduk ve daha önce konuşmadığımız şeyler geliyordu aklımıza...’

 Daha önce konuşmadığımız şeyleri akla getiren o sohbetler şimdi nerede?

 

(*) Lacivert 50.

Share This:

Bir yorum

  • Mehmet Akif ER 29 Kasım 2018, 20:58

    Yazını okurken zihnime Bediüzzaman’ın “Dünyaya ait işler, kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir.” sözü geldi..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir