Umre Günlükleri

25 Ağustos 2018

 

Yolculuk Vakti

17 Nisan 2017, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı

Medine’ye uçmak üzere havalimanındayız.  Ne olur ne olmaz diye erkenden yerimizi aldık. Uçağımızın kalkış vakti yaklaştıkça heyecan da artıyor.

 

Medine’de Zaman

21 Nisan 2017, Medine

Artık bu defterin adı Medine gören defterler arasına yazılabilir. Şükürler olsun ki umre yapmak üzere Medine’ye vardık. Burada birkaç günümüz var. Ardından Mekke’ye yolculuk gözüküyor.

Bu güzel topraklarda ilk dikkatimi çeken şey zamanın akışı oldu. Burada zaman; ne İstanbul saatine, ne de başka bir yerin saatine benziyordu. Zaman ağır adımlarla, kendinden emin bir şekilde, huzurla akıyordu. Hiçbir şeyi oldu bittiye getirmek istemiyormuş gibi.

Bu kadar kişinin aynı anda namaz kıldığı, Allah’ın zikrinin her yerde yankılandığı ve Allah’ın en sevgili kulunun kabrinin bulunduğu bu mekân, adım atar atmaz bizi tesiri altında bırakıyor. Bizi dönüştürmeye ve kendi iklimine dâhil etmeye başlıyor. Normalde insana zor gelen, bazen baştan savma bir edayla yaptığınız ibadetleri burada, her rüknü üzerine basa basa, altını çize çize kolayca yaptığınızı görüyor ve şaşırıyoruz.

Modern zamanlarda insanın kendine kalması zor. Bu durumu öyle içselleştirmişiz ki mesela metroda telefonumuzun bir süre sinyali kesilse boşluktan ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Yalnızlıktan öcüden korkar gibi korkuyoruz. Burada yalnız kalmaksa başka bir şey. Kendinle yüzleşmek, gerçeğinle yüz yüze gelmek. Kaçtığın ve görmezden geldiğin meselelerin üzerine cesaretle gidebileceğin bir muhasebe imkânından bahsediyoruz. İyi bir yeniden başlangıç, kalbin eskiyen parçalarını bu vesileyle yenilemek. Bu yenileşme beraberinde uzun süredir tatmadığınız duru duyguları da getiriyor. Özlemişiz.

 

22 Nisan 2017/Medine

Geçtiğimiz gün de belirtmiştim; burada zaman çok farklı akıyor. Bir uykuya dalıyoruz, uyandığımızda sanki günlerce uyumuşuz gibi fakat sadece iki saat geçmiş. Saatlerce ibadet etmiş gibi hissediyoruz ama sadece on beş dakika geçmiş.

İstanbul’da trafik, koşuşturmaca, kalabalık ve yoğunluktan patlamak üzere olan zihinlerimize, her tarafından budanmış olmasına rağmen uzun ve meşakkatli gelen ibadetleri düşünüyoruz, bir de buradaki iklimi. Resmen  ‘mekân oynatıyor hocam!’

İstanbul’a döndüğümde, bu tür mekânlarda daha fazla zaman geçirmeyi planlıyorum. Mekân insanı şekillendiriyor. Kendine özgü bir hale koyuyor.

Ziyaretlerimiz var, otele geçiyoruz.

 

23 Nisan 2017, Medine-Mekke Yolu

Karayolu ile Mekke’ye geçiyoruz. Yaklaşık 6 saatlik yolumuz var. Mikat  denilen Mekke şehir sınırlarından girmeden önce ihramlı olmak durumundayız. Bu yüzden otelde ihramlarımızla çıkıyoruz.

Bir duraklama tesisinde mola veriyoruz. İhram hareket kabiliyetimizi büyük oranda kısıtlıyor. Adımlarımız daha da küçülüyor, hareketlerimiz daha da yavaşlıyor. Bir de ihramlı iken yapılması yasak olan şeyler var. İnsanın durduk yere canı Mekke topraklarında, çölün ortasında bitki yolası geliyor.

Yatsı vaktinden sonra Mekke’ye varıyoruz. Otele eşyalarımızı yerleştirir yerleştirmez Kâbe’ye gidiyoruz. Heyecanlıyız. İlk kez dünya gözüyle Beytullah’ı göreceğiz. Bunun nasıl bir his olduğunu, anlatılanlardan yola çıkarak daha da merak etmeye başlıyoruz. Uzunca bir yürüyüşün ardından tavaf alanına varıyoruz. Tüm milletlerden insanlar… Hava ancak bu saatlerde serinlediği için epey hareketli bir kalabalık. Mahşer yeri gibi.

Ve ilk kez Kâbe ile göz göze geliyoruz. Büyüleyici ve etkileyici bir an. Hem ferahlık hem de heybet hissi.  İçimizden geldiği gibi duamızı ediyor ve hemen ardından tavafa başlıyoruz. İlk umremiz bu gece tamamlanıyor.

 

Mekke’de Zaman

24 Nisan 2017, Mekke

Bugün hiç dışarı çıkmadık, enerjimizi akşam için zinde tutmak durumundayız. Akşam Mehmet dede ve eşine umre yapmaları konusunda yardımcı olacağız. Yaşları itibari ile yürümekte zorlanıyorlar çünkü.

 

25 Nisan 2017, Mekke

Mekke’de üçüncü günümüz. Bugün, gün içinde tavaflarımızı yaptık. Öğlen namazını Kâbe’de kıldıktan sonra otele döndük. Akşam yemekten sonra tekrar çıkacağız. Gündüzleri çok sıcak oluyor. Bedenlerimiz buna alışık değil.

Kâbe, İnsanlığın toplanma alanı ve çekim yeri. Burada insanı sürekli kendine doğru çeken bir gücün olduğunu hissediyoruz. Otelde olduğunuzda ya da başka alanlarda devamlı olarak Beytullah’ı görmek istiyoruz.

Kâbe’nin etrafı başta ‘Zemzem Tower’ olmak üzere yüksek otellerle kaplı. İlk başta bu duruma üzülmüş içerlemiştim ama şimdi pek de umurumda değil. Buradaki ortam sizi kendisinden başka bir şeyle meşgul olmanıza müsaade etmiyor.

Mehmet dededen bahsedelim biraz. 80 yaşını biraz geçmiş, Samsun’lu. Eşiyle birlikte umreye gelmiş. Son yıllarında tek hayalinin buralara gelmek olduğunu söylüyor. Medine’deyken eşi rahatsızlanıp ağzından kan gelince yardım istemek için komşu odanın kapısını çalıyor Mehmet dede. O odada yakın arkadaşım Berkun ve eşi kalıyor. Haberi aldıkları gibi hep birlikte hastaneye gidiyorlar. Biz de Berkun’ların aracılığıyla tanıştık ve Mekke’de yeniden bir araya geldik. Tekerlekli sandalyeleri vardı, ikisini de bindirdik ve umrelerini yapmalarına yardımcı olduk. Mehmet dedenin kabe’yi ilk kez gördüğü anı ise hala unutamam. Gördüğü gibi gözlerinden yaş boşandı ve sesli bir şekilde dua etmeye başladı. Dualarından biri de Berkun’la bana birer tane erkek çocuğu nasip etmesi yönündeydi. Umre sonrasında çocuklar gibi mutluydular. Eğer Samsun’a gelirsek Mehmet dede bizim için kuzu çevirecekmiş. Eli ve gönlü geniş adam.

Diyanetin son yıllardaa namaz için kullandığı bir slogan var: ‘Geç kalmayın! Genç gelin!’ diye. Aynı sloganı hac ve umreye de uyarlayabiliriz. Bizim oralarda genelde emekli işi olarak görülür bu ziyaretler. Dünyadaki tüm işlerini halledecek, ununu eleyip eleğini asacak ki  ondan sonra hac ve umreye sıra gelsin. Halbuki umre de hac da fiziksel olarak kondisyon ve sıhhat gerektiren, hareketli ibadetler.

Otele tatlı bir yorgunlukla dönüyoruz.

26 Nisan 2017, Mekke

Arabistan’ın nasıl Suudi olduğunu ve bu noktaya nasıl geldiğini merak ediyorum. Eve döndüğümde ayrıntılı bir okuma yapmak istiyorum.

Mekke’de Kuran’la olan irtibatımızda bir artış oldu. Kur’an’a nasıl muamele edersen, o ölçüde sana yaklaşan ve kendini açan bir kitap.

Medine çok sakin ve duru bir şehirdi. Hayat olağandan daha yavaş akıyordu, Mekke ise tam tersi. Sanki Allah’ın cemal ve celal sıfatlarının yansıması gibi.

 

30 Nisan 2018, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı

İstanbul’a dönüyoruz. İşte polis kontrol noktası, 14 günün sonunda yeniden Türkçe tabelalar ve işte vatan toprakları. Daha önce defalarca umre yapmış olmasına rağmen tekrar umre isteyenleri duyar, şaşırırdık. Yol boyunca ne zaman tekrar buraya gelebiliriz planlarını yapınca boşuna şaşırdığımızı anladık.

Allah’tan tekrarını nasip etmesi niyazıyla uçaktan iniyor, evlerimize dağılıyoruz. Kim bilir belki bir sonraki sefere 2 değil de 3 kişi oluruz. Allah kerim.

 

Share This:

Bir yorum

  • Mehmet Akif ER 1 Eylül 2018, 00:08

    Burada yazdıkların eminim ki yüreğinin taşıyamadığı, boşaltma ihtiyacı duyduğu kadarıdır… Yoksa sen bu umre ziyaretinden roman yazacak kadar kalemi kuvvetlisin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir