Mengen, Safranbolu ve Sinop
YOL HİKAYELERİ / 18 Ağustos 2019

Uzun süredir niyet ettiğimiz Karadeniz turuna 3 Ağustos günü Bolu’ya doğru hareket ederek başladık. Öncesinde birkaç plan ve seyahat güzergahı üzerine çalışsak da yola çıktıktan sonra bu tasarıların boşa düşebileceğini sezerek, doğaçlama bir güzergâh izledik.   Bolu Mengen Çiftliği Gezimizin ilk durağı Bolu Mengen’de bulunan, çam ağaçlarından müteşekkil küçük bir korunun içerisine kurulmuş ve masaların birbirinden oldukça uzak konuşlandığı Mengen Çiftlik isminde işletmeydi. İki kişilik serpme kahvaltımız geldiğinde memnuniyetimiz ikiye katlandı. Ölçülü porsiyonlarda gelen kahvaltılıkların her biri özenle hazırlanmıştı. Aynı zamanda oturduğumuz masanın hemen yanında bir oyun parkının bulunması da çocuklu olarak gittiğimiz bu mekânda rahat hareket etmemizi sağladı.   Safranbolu Kahvaltının hemen ardından uzun süredir merak ettiğim Safranbolu’ya doğru yola yola çıktık. Merak ediyordum çünkü Türkiye şartlarında mimari bir korumanın mümkün olmadığını düşünüyordum. Genelde bu tür yerleşimlerin bir veya birkaç sokaktan ibaret olanlarına aşinayız. Örnek olarak; Cumalıkızık ve Şirince köyleri. Fakat Safranbolu’da ilk kez bu kadar büyük ölçekli bir alana yayılmış Türk evi dokusunu görme fırsatım oldu. Cumalıkızık ve Şirince gibi köylerden bence en önemli farkı Safranbolu’da gündelik bir hayatın olması. Ticari işletmeler, camii, okul ve ahalinin diğer ihtiyaçlarını karşılayan kurumlar mevcut ve ilçenin yerlileri de hâlen burada yaşamakta. Dokunun korunması açısından Safranbolu’yu Türkiye standartlarının epey üzerinde bulsam da…

Umre Günlükleri
YOL HİKAYELERİ / 25 Ağustos 2018

  Yolculuk Vakti 17 Nisan 2017, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı Medine’ye uçmak üzere havalimanındayız.  Ne olur ne olmaz diye erkenden yerimizi aldık. Uçağımızın kalkış vakti yaklaştıkça heyecan da artıyor.   Medine’de Zaman 21 Nisan 2017, Medine Artık bu defterin adı Medine gören defterler arasına yazılabilir. Şükürler olsun ki umre yapmak üzere Medine’ye vardık. Burada birkaç günümüz var. Ardından Mekke’ye yolculuk gözüküyor. Bu güzel topraklarda ilk dikkatimi çeken şey zamanın akışı oldu. Burada zaman; ne İstanbul saatine, ne de başka bir yerin saatine benziyordu. Zaman ağır adımlarla, kendinden emin bir şekilde, huzurla akıyordu. Hiçbir şeyi oldu bittiye getirmek istemiyormuş gibi. Bu kadar kişinin aynı anda namaz kıldığı, Allah’ın zikrinin her yerde yankılandığı ve Allah’ın en sevgili kulunun kabrinin bulunduğu bu mekân, adım atar atmaz bizi tesiri altında bırakıyor. Bizi dönüştürmeye ve kendi iklimine dâhil etmeye başlıyor. Normalde insana zor gelen, bazen baştan savma bir edayla yaptığınız ibadetleri burada, her rüknü üzerine basa basa, altını çize çize kolayca yaptığınızı görüyor ve şaşırıyoruz. Modern zamanlarda insanın kendine kalması zor. Bu durumu öyle içselleştirmişiz ki mesela metroda telefonumuzun bir süre sinyali kesilse boşluktan ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Yalnızlıktan öcüden korkar gibi korkuyoruz. Burada yalnız kalmaksa başka bir şey. Kendinle yüzleşmek, gerçeğinle yüz yüze gelmek. Kaçtığın ve görmezden geldiğin meselelerin…