Hanutçu Necati(2)
YOL HİKAYELERİ / 23 Ocak 2017

İlk Hikaye: Hanutçu Necati    Adım Necati. Bazıları Neco diye seslenir. Nasıl kolayınıza gelirse. Hanutçu derler bize. Peşinen söyleyeyim ben bu lakabı kabul edemem. Kendime rehber demeyi tercih ediyorum. Neticede turistlerin sadece gezerken değil, alışveriş konusunda da rehbere ihtiyacı(!) olabilir değil mi? Sabahtan beri yalı kazığı gibi bekliyorum. Ne gelen var ne giden. Soğuk içime kadar işledi.Kemiklerimin birbirine çarptığını duyuyorum. Hava buz buz. Bu sene  kış kök söktürüyor. 25 yıldır İstanbul’dayım, çok nadir hatırlarım böyle soğuk olduğunu. Sultanahmet tarafında her köşe başı tutulmuş. Hanutçu milleti yamyam olur, parsaya ortak istemez.  Yürü Necati dedim, buradan sana ekmek çıkmaz. Kimseyle didişecek halimiz yok. Yaşımız olmuş artık elli, yumruk sıkmak olmaz bundan kelli. Sallandım Küçük Ayasofya’ya doğru. Biri gelir mi dişimize uygun, meçhul. Bekleyelim bakalım. Eskiden böyle miydi? Mahşeri kalabalık. Öyle her geçene bulaşmaz, en yağlı müşteriyi seçmek için tüm sarraflığımızı kullanırdık. Sonra bir zaman geldi. Bombalar filan. Kimse uğramaz oldu buralara. Varsa yoksa bir Arap turist geliyor. O da alıcı değil, seyre gelmiş belli. Elini cebine atanı nadirattan.  Gerçi mevsim de kış şimdi.Olumsuz  hiçbir şey olmasa, mevsim normalleri. Bir yaz gelse de yolumuzu bulsak. İşte bir küçük turist kafilesi geliyor. Bir bakıyım,sağında solunda bizim hanutçu takımından kimse de görünmüyor.  Hadi oğlum Necati göster hünerini….

Hanutçu Necati
YOL HİKAYELERİ / 20 Ocak 2017

Yine bir izin günümün öğleden sonrası, Sultanahmet Meydanı’ndan Küçük Ayasofya’ya doğru giderken  yolda rast geldiğim cumbalı ahşap evleri seyrediyordum. Kimi restore edilerek otele çevrilmiş, kimi ise bakımsızlıktan yıkılmak üzereydi. İkamet olarak kullanılanı nadirattandı. Camiinin avlusuna doğru yaklaştığımda ellili yaşlarda, uzun kır saçlarını omuzlarına bırakmış, oldukça zayıf ve bakımsız görünümlü birine rast geldim. Yanından geçerken ‘hi’ diye seslendi. Gayri ihtiyari durmak zorunda kaldım.  Belli ki dış görüntümden ve sokaktaki ahşap binaları ağzım açık inceleyişimden dolayı turiste benzetmişti. Turist olmadığımı belirttim ve sohbet etmeye başladık. Bu civarı bilip bilmediğini sordum. Bazı sokakları hane hane biliyordu. Buraya bir dernek için uygun bina bakmaya geldiğimi söyledim. Civar sokakları dolaştık. Uygun olabilecek birkaç evin telefon numarasını aldım. Ağır adımlarla sokak sokak dolaşırken Sokullu Mehmet Paşa Camii’ne rast geldik. Burada 8-9 ay çalıştığını, cami temizliğini ve bekçiliğini yaptığını söyledi. Camii hakkında bildiklerini anlatmaya başladığında ise epey şaşırdım. Aktardığına göre; bir dönem Mekke’de bir iç karışıklık meydana gelir ve Hacer’ül Esved taşının bir kısmı parçalanır. Toplam 16 adet parçaya bölünen taşın 6 tanesi Sokullu Mehmet Paşa’nın eline geçer. Ele geçen 6 tanesinin 4’ü Sokullu Mehmet Paşa’nın vefat etmesinden sonra bu camiiye nakledilir. Diğer ikisinin halen Eyüp Sultan’da olduğunu söyledi. Rivayeti böyleydi. Doğru mu yanlış mı araştırma gereği duymadım. İçeri…