Bize Ait Olan Ne Kadar Uzakta
YOL HİKAYELERİ / 31 Mart 2018

  Çocukluğum, adını hemen yakınındaki dereden alan bir köyde geçti. Eski adı ‘Elekse’ olan köye yeni isim verirken pek zorlandıklarını sanmıyorum. İşte dere, işte köy; buyurun size Dereköy! Henüz 7-8 yaşlarındayım. Okumayı yeni sökmüşüm, nasıl heyecanlıyım.  Yeni bir dünyaya doğmuş gibiyim ve bu dünyada ne bulsam okuyorum. Eski gazeteleri, televizyonda gördüğüm alt yazıları, bisküvilerin üzerinde yazanları hatta babamın ehliyet sınavına girdiği ehliyet kitabını bile. İşte tam da okumaya böyle iştahlı günlerde elime, sarı kapaklı, dışında namaz kılan iki çocuk fotoğrafının olduğu bir namaz hocası kitabı geçti. Sonradan öğrendim ki bizim kuşaktan çoğunun evinde varmış o kitap. Hatta sosyal medyada ‘bir neslin imanını kurtaran kitap’ filan diye mizahına rastladım. Önce okumaya, sonra da arapça kısımlarını ezberlemeye başladım. Üstteki resimlere bakıyor, altta ezberlenmesi gereken arapça kısımları çalışıyordum. O yaşlarda hafıza zehir gibi tabi. Kısa bir süre içerisinde namazda okunacak olan sure, tespih ve duaları ezberlemiştim. Sıra bunu anneme göstermeye gelmişti. Kendimi hazır hissettiğimde mutfakta yemek yapmakta olan ona seslendim. İşini bırakıp yanıma geldi. Kitabı kapatıp bir kenara koydum ve yavaş yavaş mağrur bir şekilde serdim odanın ortasına  seccadeyi.  ‘Anne şimdi beni izle, namaz kılıcam’ dedim. İlk namaz, ilk heyecan. Başladım kılmaya. Kıyamdayken ayaklarımın arasındaki mesafe 4 parmak olacak şekilde aralık tutuyor ve gözümü asla secde edeceğim…