Şiirin İpi ve İstanbul
YOL HİKAYELERİ / 7 Nisan 2017

Her okurun şiirle münasebeti farklıdır. Şiirin görünmez bir ipi olduğunu varsayarsak herkes bu ipi başka bir yerinden yakalamıştır. Kimi ‘alengirli’ bulur bu mecrayı. Reddetmez ama mesafelidir, uzaktan sever. Kimi ise kendini denize bırakır gibi bırakır. Şiire yakalanır, şiirde tutuklu kalır, şiirin ardından sürüklenir. Zaman-mekân farkındalığını yitirerek bu delilik halini doyasıya yaşar. Fakat bu mesut zamanlar pek uzun sürmez. Nasıl ki gün gecelidir; bir zaman gelir ve bu ip elinizden kayarak kaybolur. Hatırı sayılır bir zaman diliminde de ortalıklarda görünmez. Hani gözünüzle göremiyorsunuz ya, böyle zamanlarda bu ipin varlığına dair inancınız bile sarsılabilir. ‘Böyle bir ip hiç olmadı, var olduğunu sandığım şey ise bir yanılsamadan ibaretti’ demek daha yakın gelebilir hissinize. Bu, burada dursun. Uzun süredir hissettiğiniz bir duygu vardır. Adını bir türlü koyamaz, çerçeve içine alamazsınız. Bu belirsiz hal böylece sürüp giderken bu duygu kümesini, hiç beklemediğiniz bir anda bir şiirin dizeleriyle tanımlanırken bulabilirsiniz. Samsun’dan İstanbul’a henüz  gelmiştim. Şehir hayatı nedir biliyordum ama İstanbul diğerlerinin içinde bir istisna idi. Çalışıp maişetimi sağlamak için geldiğim bu metropolde,  yeni bir mesleği edinirken çekilecek bütün sancıları çekerken bir yandan da öğrenciliğin hakkını vermeye çalışıyordum. Bu iki ayrı disiplin zaman zaman çatışsa da son tahlilde ikisini aynı kazanda kaynatıp nihayete erdirdim. İşler her zaman iyi gitmez. Bazen başınıza…

4.Devriye
SAĞ BIRAKAN NEDENLER / 9 Eylül 2016

Bir süre önce bilgisayarda müzik dinlerken çalma listemde daha önceden alınmış bir ses kaydı dosyasına rastladım. ‘Ses 007’ isimli bu kaydı açtığımda epey şaşırdım. İçtima alanını terkedip, 4.Devriye alanında dolaşırken izlenimlerimi kaydettiğim 2011 yılına ait bu ses kaydını o tarihten beri hiç dinlememiştim. Dinledikten hemen sonra karar verdim ki sağ bırakan nedenlerin ikinci yazısı kesinlikle 4.Devriye olmalıydı. 2011 Mayıs ayı, Samsun Polis Okulu. Yaklaşık 1000 öğrencinin eğitim gördüğü, eğitmenler ve görevlilerle beraber bu sayının zaman zaman 1200’lere çıktığı, etrafı yüksek duvarlarla ve dikenli tellerle çevrili, giriş-çıkışların belirli gün ve saatler aralığında sağlandığı, hal ve hareketlerinin bir üst tarafından sürekli kontrol edildiği, dalgınlıkla elini cebine götürme gafletinde bulunursan anında ‘çıkar elini cebinden’ uyarısıyla karşılaştığın, emirle kalkıp emirle yattığın, emirle acıkıp yemeğe çıktıktan sonra, senin için karar verilmiş zaman dilimi kadar istirahat ettiğin, hatta senin için ön görüldüğü kadar kitap okuduğun bir ortamdan söz ediyoruz. Yani iradeyi yedeğe aldığın, itaat edenin rahat ettiği, askerlik benzeri bir ortam. Hatta aynı işin lacivert üniformalısı. Bu okulun iki tane  kilit alanı var. Bunlardan biri içtima alanı, yani toplanma alanı. Diğeri ise 4. Devriye alanı, kendini topluluktan biraz olsun ayıklayabildiğin alan. İçtima alanı okulun merkezinde teşekkül etmişken, 4. Devriye alanı 164 dönümlük  arazinin en uç noktasında…