Doğmayı Bekleyen Çocuklarımıza
ISINMA TURLARI / 4 Şubat 2018

‍‘Değişim zordur. Konfor alanımızdan çıkmak istemeyiz. Rahatsız bir ortamda sıkışıp kalmışsak bile, ruhumuza işkence etme pahasına değişim riskini almayabiliriz. En azından bunu sadece kendimiz için yapmayız ama çocuklarımız için yaparız. Bu gerçek bir çocuk ya da bizden doğmak isteyen herhangi bir şey olabilir. Projeler, rüyalar, bahçeler, kitaplar ve hatta kendi sağlıklı bedenimiz bizden doğmayı isteyebilir. Çocuklarını -yani içinde tuttuğun her şey: yaratıcı işler, taze meslekler, uçuk projeler, sanat, çılgın fikirler…- kalbinde birer yeni doğan çocuk gibi tut ve onların ihtiyaçlarına odaklan. Onlara odaklanırsan, seni korkularından kurtarıp özgürleştirirler ve değişim o an başlar.’ diyor Judith Liberman, Masallarla Yola Çık isimli kitabının ilk masalında. Bir dönem severek dinlediğim müzik grubu Manga gibi söyleyeyim: ‘Bir köprüden geçiyorum, mutlu gibiyim sanki’. Hemen her gün geçmek zorunda olduğum o somut köprülerin bir de metaforik yanı var. Köprü, iki dünyayı birbirine bağlayan demek. Her gün köprüden geçmek ise iki dünya arasında sürekli gidip gelmek. İkilem, dilemma ve tereddüt… Bu iki dünyanın benzer tarafları olsa da farklı yanları daha baskın. Bu durumun zenginleştiren tarafları olduğu gibi odağını bir türlü bir yere odaklayamamak, bir kaç yerde parça parça olup hiçbir yerde tam olamamak gibi dezavantajları da var. Yazarın yukarıda da söylediği gibi sıkışıp kalmış olsak bile değişime karşı…

Otomatik Düşünceler ve Otomatik Kapı
YOL HİKAYELERİ / 2 Aralık 2016

  Psikolojik literatürde Bilişsel Davranışçı terapi yönteminin ortaya koyduğu ve seanslarda üzerinde çalıştığı otomatik düşünceler kavramı epeydir ilgimi çekiyor. Otomatik düşünceler; bir kişi, olay ya da durum hakkında zihnimizde aniden beliren, ‘kontrolümüz’ dışında gelişen, tutum ve davranışlarımızı yönlendiren düşüncelerdir. Bu düşünceler bir refleks gibi ortaya çıkar. Terapi desteğiyle ya da kişisel içgörü ile fark edilene kadar bu kontrol dışı halini muhafaza eder. Bu sebepten ötürü ‘özerk düşünceler’ de denebilir. Örneğin, kitap okurken yanına gelip gülerek  ‘ne yapıyorsun’ diye soran bir arkadaşına öfkeli yanıt veren birinin ‘alay ediliyorum’ şeklindeki otomatik düşüncesi aktif hale gelmiş olup bu yüzden arkadaşının davranışıyla orantısız tepki göstermiş olabilir. Dün gece işim gereği polis merkezinin giriş kapısının önüne aracımı çekmiş, içinde bekliyordum. Hava epey soğuktu, klimayı açtım. Hafiften kemiklerimin ısındığını ve yavaştan mayıştığımı hissetmeye başladım. Saat tam gece yarısında girişteki kontrol noktasından hırpani kılıklı fakat neşesi çok uzaktan bile fark edilebilen bir hanım girdi. Halindeki tuhaf tezatlık dikkatimi çekti ve gelmeye hazırlanan uykum geri gitti. ”Acaba ne olmuştu da yolu karakola düşmüştü? Aile içi şiddete mi maruz kalmıştı, oğlu uyuşturucuya mı başlamıştı, evine hırsız mı girmişti, neydi? Eh ablacım iyi güzel de, sen şimdi içeri gireceksin, bakalım hangi asık suratlı memur senin pejmürde kıyafetine ve toplumsal statüne…

Şemalarım ve Tuğba
ISINMA TURLARI / 6 Eylül 2016

      ‘Olaylar yoktur, anlamlar vardır.’ Bu sözü çok uzun bir süre bir kişisel gelişim kitabında okumuştum ve o gün bugündür her seferinde doğrulandığına şahit olurum. Psikolojik literatüre ait ‘şema’ kavramı, yaygın deneyimler sonucu oluşan, dış dünyada algıladığımız tüm girdileri  anlamlandırmamıza yarayan soyut sınırlardır. Şemaları çoğunlukla doğrudan elde edilmiş tecrübeler yahut dolaylı yoldan elde edilen duyumlar besler, genişletir, belirginleştirir. Örneğin, yeni bir insanla tanıştığımızda, daha önce tanıdığımız tüm insanlarla ilgili şemalarımız aktif hale gelir ve o kişiyi kendimiz bu şemalarımızdan en uygun olanının sınırları içerisine almak isteriz. Bu süreç, beynin ışıktan hızlı düşünme çabukluğunda ve çoğunlukla bilinçdışının yardımıyla gerçekleşir. Bilinçdışının varlığından söz etmek suretiyle aslında ilkel beynin ilkel şemalarına da söz hakkı doğmuş olur. Evet, her şemamız mantıklı ve çelişkiden uzak bir biçimde örgütlenmemiştir. İlkel, çarpık ve mantıksız örgütlü şemalarımız da vardır ve bu şemalar kişilerarası ilişkilerimizi doğrudan etkiler. Literatüre haddinden fazla daldığımın farkında olarak yazımın başlığından devam edeyim: Şemalarım ve Tuğba. Bugün öğle civarı işe vardığımda eşimden uzunca bir mesaj aldım. O an işlerimin yoğunluğundan dolayı okuyamadım fakat daha sonra uygun bir zamanı bulup okuduğumda gülümsedim ve kısa bir cevap yazıp telefonu kapattım. Farkında olmadan yazımın konusu olmuştu. Dün akşam ekip arkadaşlarımla görüşmek üzere dışarı çıktığımda eve geç kalacağımın…