Samsun, Kızılırmak Deltası, Bafra Pidesi, Atakum ve Anılar
YOL HİKAYELERİ / 5 Eylül 2019

Samsun Bir sonraki durağımız Samsun. Burada iki şey bir araya gelmiş: potansiyel ve pazarlama. Samsun Karadeniz’in coğrafi açıdan en avantajlı şehri. Batısında ve doğusunda iki geniş ovaya sahip: Çarşamba ve Bafra. Bu avantajın yanında mevcut potansiyelini elinden geldiğince iyi pazarlamış, ziyaretçilerinin beğenisine sunmuş görünüyor. Örneğin; henüz il sınırına girdiğimiz  andan itibaren her anayolda kuş tabelalarını ve kuşların özelliklerini görüyoruz. İnsanda Kızılırmak deltasını görmeye dair bir merak ve heves uyanıyor. Nitekim bu iki güzel hissin peşine takılıyoruz. Kızılırmak Deltası Daha önce Manyas’ta bulunan Kuşcenneti ziyaretimizden dolayı bu isim altında yapılan pazarlamalara karşı daima mesafeli duruyorduk. Neyse ki benzer hayal kırıklığını Kızılırmak deltasında yaşamadık.  Hemen girişte bizi genişçe bir bekleme merkezi karşıladı. İlk olarak Kızılırmak Deltası ve Kuşcenneti hakkında gayet iyi hazırlanmış bir tanıtım videosu izledik. Akabinde buradaki görevliler tarafından bize iki seçenek sunuldu: Belediyeye ait otobüslerle delta turu atmak ya da bisiklet kiralayarak yaklaşık 15 kilometrelik bir alanda yılkı atları, boğalar ve envai türden kuşların eşliğinde deltanın derinliklerine doğru ilerlemek. Biz ikincisini tercih ettik. Sepetli bir bisiklet kiraladık ve Agah’ı sepete oturttuk. Her şeye meraklı olan ve özerk hareket etmeyi henüz 16. ayından itibaren ortaya koymayı kendine bir amaç olarak belirleyen Agah yolumuzun ikinci kilometresinde su kaynatmaya başladı. Biz de bu…

Ceza Hikayeleri
ISINMA TURLARI / 13 Ocak 2019

Mehmet Ali Başaran’ın ‘Ceza Hikayeleri’ isimli kitabı geçtiğimiz Ekim ayında Pınar Yayınları vasıtasıyla okurla buluştu. Kendi başından geçen ve alanda çalışan hukukçuların şahit oldukları hikayeleri anlatan Mehmet Ali Başaran’ın bu kitabında, benzerlerinden farklı olarak edebi yönünün ağır bastığı görülüyor. Kitabın tamamı gerçek ve yaşanmış hayat hikayelerinden oluşuyor. Yayın dünyasında çeşitli meslek gruplarının (Avukat, Psikolog, Psikiyatr, Polis vd.) tecrübelerini anlattıkları kitaplara rastlamak mümkün. Polislerin yazmış olduğu meslek hikayelerinden oluşan kitapları okuduğumda  hissettiğim şey; polis tutanaklarını okumaktan farksızdı. Genelde hikâyenin iskeleti ve olay örgüsü ne kadar çarpıcı olursa olsun; kurgusu olmayan, okuyucuyu öyküye çağırmayan, yavan ve soğuk bir dille yazılmış metinlerdi. Okuduğum hikayelerde neyin eksik olduğunu o yıllarda anlamasam da şimdi geri dönüp baktığımda şunları fark ediyorum. Öncelikle metinlerde duygu ve insan eksikti. Olay kahramanları sadece tek boyutuyla anlatılıyor, diğer yönlerinden bahsedilmiyordu. Bu da okura kartondan yapılmış maket kahramanları dinliyormuş hissi veriyordu. Katil sadece katletmekten mi ibarettir? Hırsız, 24 saatinin tamamında hırsızlık yaparak mı yaşar? İyilerin sürekli iyi olduğu, kötülerinde sürekli kötü olduğu yapay bir dünyayı anlatıyor gibiydiler. Oysa hayat bolca gri noktaya sahiptir. İyilerin kötülük, kötülerin de iyilik yaptığı anlar vakidir. İkinci olarak; anlatıcının mesleki ve kurumsal taassuba yenik düştüğü açıkça fark ediliyordu. Meslek mensuplarının işini yaparken daima mükemmele yakın davrandıkları…