Bir Rüyaya Ağıt: Uzungöl
YOL HİKAYELERİ / 9 Kasım 2019

  Uzungöl deyince aklıma, birçoğumuzun olduğu gibi, genelde köy kahvehanelerinin sigara dumanından sararmış bir duvarını ya da yaprak takvimlerin arka planını süsleyen o klasik kare gelirdi. Son zamanlarda sosyal medyada yer alan bir takım olumsuz yorumları ve çekilmiş vahim fotoğrafları görmeme rağmen, bir tarafım daima iyi niyetle ‘yok yahu, o kadar da değildir, biraz da gidenlerin abartısıdır’ diye fısıldıyordu. Bu hislerle 8 Ağustos günü Uzungöl’e gitmek üzere Başaran ve Uluç ailesi olarak yola çıktık. Akçaabat’dan karayolu ile 2 saatlik mesafede olan Uzungöl, konumu itibari ile Rize’ye çok daha yakın. Hatta yerel basın arşivini tararken ‘Rize’ye bağlı olsak çok daha iyi olurdu.’ türünden tartışmalara dahi rastladım. Özellikle Maçka’dan zorluk derecesi artan bir yolculuğun ardından Uzungöl’ün girişine vardığımızda bizi tatsız bir manzara karşıladı: trafik! Selektör yapanlar, korna çalanlar, sırayı yok sayıp sağdan soldan kaynak yapmaya çalışanlar… Kıyasıya rekabet, hile ve türlü entrikalar… Her şey Uzungöl içindi. O an içimden, direksiyonu tersi yöne kırıp geri dönmek geçti fakat beraberimdekilere saygımdan bunu mevzu bahis etmedim. Onların daha önce buraya birkaç kez geldiğini ve bu yolculuğa, aralarında Uzungöl’ü daha önce görmeyen tek kişi olan benim için sabır gösterdiklerini dönüş yolunda öğrenecektim. Bir yere baştan içim ısınmayabilir, önyargılarımın etkisinden çıkamamış olabilirim ya da o yerle ilişkimiz…

Ceza Hikayeleri
ISINMA TURLARI / 13 Ocak 2019

Mehmet Ali Başaran’ın ‘Ceza Hikayeleri’ isimli kitabı geçtiğimiz Ekim ayında Pınar Yayınları vasıtasıyla okurla buluştu. Kendi başından geçen ve alanda çalışan hukukçuların şahit oldukları hikayeleri anlatan Mehmet Ali Başaran’ın bu kitabında, benzerlerinden farklı olarak edebi yönünün ağır bastığı görülüyor. Kitabın tamamı gerçek ve yaşanmış hayat hikayelerinden oluşuyor. Yayın dünyasında çeşitli meslek gruplarının (Avukat, Psikolog, Psikiyatr, Polis vd.) tecrübelerini anlattıkları kitaplara rastlamak mümkün. Polislerin yazmış olduğu meslek hikayelerinden oluşan kitapları okuduğumda  hissettiğim şey; polis tutanaklarını okumaktan farksızdı. Genelde hikâyenin iskeleti ve olay örgüsü ne kadar çarpıcı olursa olsun; kurgusu olmayan, okuyucuyu öyküye çağırmayan, yavan ve soğuk bir dille yazılmış metinlerdi. Okuduğum hikayelerde neyin eksik olduğunu o yıllarda anlamasam da şimdi geri dönüp baktığımda şunları fark ediyorum. Öncelikle metinlerde duygu ve insan eksikti. Olay kahramanları sadece tek boyutuyla anlatılıyor, diğer yönlerinden bahsedilmiyordu. Bu da okura kartondan yapılmış maket kahramanları dinliyormuş hissi veriyordu. Katil sadece katletmekten mi ibarettir? Hırsız, 24 saatinin tamamında hırsızlık yaparak mı yaşar? İyilerin sürekli iyi olduğu, kötülerinde sürekli kötü olduğu yapay bir dünyayı anlatıyor gibiydiler. Oysa hayat bolca gri noktaya sahiptir. İyilerin kötülük, kötülerin de iyilik yaptığı anlar vakidir. İkinci olarak; anlatıcının mesleki ve kurumsal taassuba yenik düştüğü açıkça fark ediliyordu. Meslek mensuplarının işini yaparken daima mükemmele yakın davrandıkları…

Yolda Olmak
ISINMA TURLARI / 27 Aralık 2018

Gün kepenklerini indirmek için son hazırlıklarını yapıyor. Okuma, yazma ve yolda olmak üzerine bir sesli düşünme ile kapanışı yapalım. Okuma ve yazma eylemi hiç şüphesiz bir sebat eşiğini talibinin önüne ön şart olarak koyuyor. Bu eşik aşılmadan; uykuları kaçıran, okuyucuya meselelere bambaşka bakan gözler bağışlayan, kendi gerçeğini görebileceği bir ayna olan kitaplar kendilerini açmıyor.  Bu eşik aşılmadıkça okumak sıkıcı, zevksiz ve yavan bir eylem gibi görünebilirken, yerine göre ceza olarak bile değerlendirilebiliyor. Bkz. Bir Cezalandırma Biçimi Olarak Kitap Okuma. 2 yıl kadar önce yazdığım bir yazı üzerine ‘sabır ve sebatın yanına inatı da ekle!’ diyen Mehmet Ali Başaran’la beraberdik. Kendisi, ne zaman yazmaktan ve okumaktan uzaklaşsam hızır gibi imdadıma yetişir. Hem de bunu öyle nasihat diliyle değil; sadece iyi bir örnek sergileyerek, nasıl olması gerekiyorsa bizzat öyle olarak yapar. Kıymeti de buradan gelir. Mehmet Ali Başaran’ın üçüncü kitabı olan Kuzularla Saklambaç Kasım ayında Çıra yayınlarından çıktı. Böylece Gazete Okuyan Tavuk, Nasreddin Hoca’nın Bisikleti ile birlikte seri de tamamlanmış oldu. Kuzularla Saklambaç çıkalı henüz birkaç hafta geçmişti ki Ceza Hikayeleri adıyla kendi başından geçen yargı hikayelerini ve alanında tecrübeli hâkim, savcı, avukatlardan dinlediği ilginç, çarpıcı ve hüzünlü hikayeleri aslına sadakatle hikayeleştirerek okuyucunun beğenisine sundu. Tabiri caizse Mehmet Ali Başaran, ilk yarıda sağlı sollu…

Yazı,Sabır ve Sebat Üzerine
ISINMA TURLARI / 17 Kasım 2016

İstikrar, devamlılık ve birikimli ilerleme konularında epey sorunlu bir dönem geçiriyorum. Sanırım her zaman böyleydim. Bugün Ahmet Muhip Dıranas’ın Emin Bülend hakkında yazmış olduğu yazıya rast geldim. Emin Bülend’in Dıranas’ı etkileyen dizeleriyle bezeli yazının sonlarına doğru şair için, ‘Ne yazık ki yaradılışının ona kolayca vaat ettiği merhaleye, ister mütevazı mizacı, ister kendisine karşı garip güvensizliği, ister sevki talih yüzünden olsun, ama varamamıştır’ tespitinde bulunuyor. Emin Bülend’i tanımıyorum, bize kadar ulaşabilmiş bir şair değil ama kendisine karşı hissettiği garip güvensizlik duygusunu gayet iyi tanıyorum. Kişinin kendine güvenmesi veya güvenmemesi, bütün mesele buymuş gibi hissediyorum. Bu güvensizlik beraberinde yarım kalan işleri getiriyor. Bu zamana kadar bir hevesle başlayıp devamını getirmediğim işler… Bir dönem ney üflemeye merak salmış, kendime bir ney edinip kursa yazılmıştım. Nedendir bilinmez o dönem kursa devam edemedim. O zamanlar sebepleri üzerine pek düşünmemiştim ama şimdi daha iyi anlıyorum meseleyi. Çünkü kursun ilk haftasında hoca, her bir notayı bir hafta boyunca üflememizi istemiş, haftası dolmadan diğer notaya geçmememizi salık vermişti. Böylece sesler oturacak, düzgün ve dik çıkan seslerden sonra eser icra etmek çocuk oyuncağı olacaktı ama olmadı. Çünkü nereden baksanız 1,5-2 ayımı alacak bir çalışmaydı, ‘bir an evvel olsun’ diyen tez canlı yanım galip geldi ve bu sabrı gösteremedim. Dolayısıyla…