İki Yaka Bir Köprü
YOL HİKAYELERİ / 11 Temmuz 2017

‘Bir beldeyi, mahalleyi, sokağı, şehri tanımak mı istiyorsunuz; orayı mutlaka yaya dolaşmalısınız. Aman acele etmeyin. Yavaş! Yavaş!’(*) Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı,5 (Mustafa Kutlu) O gün, Mustafa Kutlu’nun çağrısına uyarak, Halaskargazi Caddesi üzerinden yürüyüşe başladım. Solumda Nişantaşı’nı sağımda Dolapdere’yi –birbirinin zıddı iki dünyayı– geride bırakarak, önce Harbiye’ye birkaç yüz metre sonra da Taksim Meydanı’na ulaştım. Bu istikametten meydana girdiğinizde bakış açınızın biraz soluna, İstiklal Caddesi’nin hemen girişindeki Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi düşer. Bir itirafta bulunayım. Henüz İstanbul’a yeni geldiğim zamanlar. Gündemde de Taksim’e cami yapılıp yapılmaması yönünde tartışmalar var. Meydana girdim ve bu kubbeli, minareli(!) yapıyı gördüm. Neyi tartışıyoruz yahu? İşte meydanın en güzel yerinde kocaman bir cami… Alıklığıma yanayım. İşin hakikatini ancak yanına kadar gidince anladım. İstiklal Caddesindeyiz. Son birkaç yıldır hiç bitmeyen bir altyapı çalışması. İş makinaları ve kırıcı delici sesleri. Alt üst olmuş cadde sathına rağmen yine o bilindik kalabalık. ‘Büyük ve kalabalık caddelerin/meşru kılmak istediği ne varsa/Kaçtım/Yakalanmaya duyduğum bir heves ardımda’ dizelerindeki kalabalık. Caddeyi bitirip füniküleri sağımda bırakarak Karaköy’e doğru iniyorum. Solumda girmeye cesaret edemediğim Galata Mevlevihanesi. İnşallah,bir gün ama. Bugünlük kapı eşiğinden selamlamakla yetiniyorum. Ve işte Galata Kulesi. Kule yüksek evet ama öyle ulaşılmaz,kibirli değil.  Ahbap gibi. Meydana kesif bir alkol kokusu hâkim. O…

Hanutçu Necati
YOL HİKAYELERİ / 20 Ocak 2017

Yine bir izin günümün öğleden sonrası, Sultanahmet Meydanı’ndan Küçük Ayasofya’ya doğru giderken  yolda rast geldiğim cumbalı ahşap evleri seyrediyordum. Kimi restore edilerek otele çevrilmiş, kimi ise bakımsızlıktan yıkılmak üzereydi. İkamet olarak kullanılanı nadirattandı. Camiinin avlusuna doğru yaklaştığımda ellili yaşlarda, uzun kır saçlarını omuzlarına bırakmış, oldukça zayıf ve bakımsız görünümlü birine rast geldim. Yanından geçerken ‘hi’ diye seslendi. Gayri ihtiyari durmak zorunda kaldım.  Belli ki dış görüntümden ve sokaktaki ahşap binaları ağzım açık inceleyişimden dolayı turiste benzetmişti. Turist olmadığımı belirttim ve sohbet etmeye başladık. Bu civarı bilip bilmediğini sordum. Bazı sokakları hane hane biliyordu. Buraya bir dernek için uygun bina bakmaya geldiğimi söyledim. Civar sokakları dolaştık. Uygun olabilecek birkaç evin telefon numarasını aldım. Ağır adımlarla sokak sokak dolaşırken Sokullu Mehmet Paşa Camii’ne rast geldik. Burada 8-9 ay çalıştığını, cami temizliğini ve bekçiliğini yaptığını söyledi. Camii hakkında bildiklerini anlatmaya başladığında ise epey şaşırdım. Aktardığına göre; bir dönem Mekke’de bir iç karışıklık meydana gelir ve Hacer’ül Esved taşının bir kısmı parçalanır. Toplam 16 adet parçaya bölünen taşın 6 tanesi Sokullu Mehmet Paşa’nın eline geçer. Ele geçen 6 tanesinin 4’ü Sokullu Mehmet Paşa’nın vefat etmesinden sonra bu camiiye nakledilir. Diğer ikisinin halen Eyüp Sultan’da olduğunu söyledi. Rivayeti böyleydi. Doğru mu yanlış mı araştırma gereği duymadım. İçeri…