Organik Pazardan Köy Ekmeği Alırken Yazılmış Satırlar
ISINMA TURLARI / 30 Ekim 2017

  ‘Köylüleri niçin öldürmeliyiz? Bu sorunun karşılığını bulamıyorum İçinden çıkılmaz bir olay ama önemsiz’ (İsmet Özel-Akla Karşı Tezler) Geçtiğimiz bayramı doğduğum ve çocukluğumu yaşadığım köyde geçirdim. O zamanlar benim için uçsuz bucaksız bir oyun sahası olan bu köyü artık adımlayarak birkaç dakikada bitirebiliyorum. Annemin mütemadiyen plastik toplarımı sakladığı o tavan arasına ulaşmak bir tabure yardımıyla çok kolay artık. Koşmakla bitmez gibi görünen o uçsuz çayır tüm cazibesini yitirmiş bir toprak parçası gibi öylece kalakalmış halde. Özellikle karanlık bastığında, bastırdığım korkularımı tetikleyen içinden kurt ulumalarının eksik olmadığı o heybetli korunun ise bir sonu varmış. Hem de öyle kilometrelerce ötede değil, zirvesinden bir kaç metre sonra. Yine babam tarafından yıllarca kulağıma çalınan Bizanslılardan kalma kale kalıntısı, sadece bir inşaat temelinden ibaretmiş. Bu bir ‘gelişim’ mi yoksa tuhaf bir değişim mi henüz karar verebilmiş değilim. Karar veremediğim bir husus daha var. Köye dönmek istiyor muyuz? Evet, sıkıldığımız ve sıkıştığımız şeyler var: marulun bile ‘çakmasıyla’ muhatap olmak örneğin. Marulun dahi hakikatini aratacak, organik pazar yollarına düşürecek sahtelik. Sıkıcı. Sıkıştık kaldık buraya. Yağ gibi asfaltlarda birbirinin ardına sıralanmış, en büyük özelliği gitmek olan fakat bir türlü gidemeyen arabalar, sıkışık trafik yani. Lavaboda sıra beklemek,sıkışık… Neyse. Pazar kahvaltısı yapabilmek için kuyruğa girmek, sıkışık ‘haftada bir pazarımız var’…

Mutfakta Bir Tren Yüzüyor
ISINMA TURLARI / 24 Eylül 2017

Tren Çocukluğumun geçtiği köyün tam karşısında kalan ve bir dere ile ayrılan köy anneannemin köyüdür. 1950’li yıllarda Bulgaristan’dan vatan topraklarına göç ettiklerinde bu Çerkes köyünde iskân edilmişler. Devlet barınmaları için ev, ekip biçmeleri için tarla vermiş. Sonrasında anneannem yine Bulgaristan göçmeni olan dedemle evlenerek köyümüze gelin gelmiş. Genelde mevsim bahar olunca hem anneannemin annesini ziyaret etmek hem de onun kerpiç evini sıvamak için bu köye yürüyerek giderdik. Zaman zaman suları çekilen, zaman zamansa yükselen dereyi sağ salim geçmek, hele o yolu yaya olarak bitirmek, tam bir başarı öyküsüydü. Bu yüzden anneannemin annesine ‘uzak nine’ adını vermiştim. Farkında olmadan aramızdaki ilişkinin de adını koyduğumu nereden bilebilirdim. Uzak ninemin gözleri görmezdi. Sürekli tek bir noktaya bakarak konuşurdu. Hayatımda ilk kez amâ biriyle karşılaşmıştım ve bu durum beni çok şaşırtmıştı. İlginçtir; kendisi beni dünya gözüyle bir kez bile göremeden sevmemeyi tercih etmişti. Birkaç ziyaret sonra anneanneme: ‘Bu çocuk çok konuşuyor, bunu getirme bir daha Ayşe’ demişti. Bense bu tatsız reddedilişten ziyade niye göremediğine odaklanmıştım. Acaba niye göremiyordu? Ne yapmıştı da kör olmuştu? Yoksa… Yoksa o da henüz küçük bir çocukken minik kozalaklı çam ağacını sallarken yukarı mı bakmıştı? Anneannemin kocaman bir bahçesi, bahçesinde de bir çam ağacı vardı. Alışık olduğumuz çam ağaçlarından biraz…

Orada Bir Köy Var
ISINMA TURLARI / 12 Ocak 2017

90’lı yıllarda doğanlar olarak çocukluğu köye değmiş nesillerin sonuncusuyduk. Bizden sonraki nesiller, milenyum çocukları, genelde göç meselesini tamamlamış ailelere doğup büyüdüler. 8 yaşına kadar köyde büyüdüm. O günler, dün gibi anımsadığım taze hatıralardandır. Dışarıdan bakıldığında köy hayatı durgun, sıradan ve sıkıcı gibi görünebilir ama hakikat bunun tam tersinedir. Bu sakin görüntünün altında birçok çeşitlilik ve zenginlik mevcuttur.  Bu zenginliği duyumsayabilecek en uygun yaşlarda idim. Her şeyin oyun ve oyuncak olabileceğini düşündüğüm o mesut yaşlar. Sonra… Sonrası büyüdük işte. Amacım köy iyidir, şehir kötüdür gibi bir denklemi burada işletmek değil. Son zamanlarda türemiş – belki de uzun zamandır vardılar – babadan olma anadan doğma kentlilerin köy romantizmine benzer cümleler kurmak da istemem.  Çünkü bilirim ki köy hayatı aksettirildiği gibi romantik değildir. Tersine gayet meşakkatlidir. Geçim zordur; çift emek, ekmek sabır ister. Bugün eker, üç-dört ay beklersin. Mevsim değişir, kış bahara döner, harman yeri kurulur ve nasibin neyse onu toplarsın. Hamuruna kent mayası çalınanlar için bu sabrı göstermek biraz güç olabilir. Bilirsiniz işte, isteğimiz her neyse peşin ve çabuk yoldan olsun isteriz. Bir de işin tevekkül boyutu var. Sen ektin, çiftini kazdın, otunu yoldun, gübresini verdin ama bakalım ne eyleyecek mabut. Öyle ya, vermezse mabut n’eyler mahmut.  Her meselede olduğu gibi burada…