Yolda Olmak
ISINMA TURLARI / 27 Aralık 2018

Gün kepenklerini indirmek için son hazırlıklarını yapıyor. Okuma, yazma ve yolda olmak üzerine bir sesli düşünme ile kapanışı yapalım. Okuma ve yazma eylemi hiç şüphesiz bir sebat eşiğini talibinin önüne ön şart olarak koyuyor. Bu eşik aşılmadan; uykuları kaçıran, okuyucuya meselelere bambaşka bakan gözler bağışlayan, kendi gerçeğini görebileceği bir ayna olan kitaplar kendilerini açmıyor.  Bu eşik aşılmadıkça okumak sıkıcı, zevksiz ve yavan bir eylem gibi görünebilirken, yerine göre ceza olarak bile değerlendirilebiliyor. Bkz. Bir Cezalandırma Biçimi Olarak Kitap Okuma. 2 yıl kadar önce yazdığım bir yazı üzerine ‘sabır ve sebatın yanına inatı da ekle!’ diyen Mehmet Ali Başaran’la beraberdik. Kendisi, ne zaman yazmaktan ve okumaktan uzaklaşsam hızır gibi imdadıma yetişir. Hem de bunu öyle nasihat diliyle değil; sadece iyi bir örnek sergileyerek, nasıl olması gerekiyorsa bizzat öyle olarak yapar. Kıymeti de buradan gelir. Mehmet Ali Başaran’ın üçüncü kitabı olan Kuzularla Saklambaç Kasım ayında Çıra yayınlarından çıktı. Böylece Gazete Okuyan Tavuk, Nasreddin Hoca’nın Bisikleti ile birlikte seri de tamamlanmış oldu. Kuzularla Saklambaç çıkalı henüz birkaç hafta geçmişti ki Ceza Hikayeleri adıyla kendi başından geçen yargı hikayelerini ve alanında tecrübeli hâkim, savcı, avukatlardan dinlediği ilginç, çarpıcı ve hüzünlü hikayeleri aslına sadakatle hikayeleştirerek okuyucunun beğenisine sundu. Tabiri caizse Mehmet Ali Başaran, ilk yarıda sağlı sollu…

Bize Ait Olan Ne Kadar Uzakta
YOL HİKAYELERİ / 31 Mart 2018

  Çocukluğum, adını hemen yakınındaki dereden alan bir köyde geçti. Eski adı ‘Elekse’ olan köye yeni isim verirken pek zorlandıklarını sanmıyorum. İşte dere, işte köy; buyurun size Dereköy! Henüz 7-8 yaşlarındayım. Okumayı yeni sökmüşüm, nasıl heyecanlıyım.  Yeni bir dünyaya doğmuş gibiyim ve bu dünyada ne bulsam okuyorum. Eski gazeteleri, televizyonda gördüğüm alt yazıları, bisküvilerin üzerinde yazanları hatta babamın ehliyet sınavına girdiği ehliyet kitabını bile. İşte tam da okumaya böyle iştahlı günlerde elime, sarı kapaklı, dışında namaz kılan iki çocuk fotoğrafının olduğu bir namaz hocası kitabı geçti. Sonradan öğrendim ki bizim kuşaktan çoğunun evinde varmış o kitap. Hatta sosyal medyada ‘bir neslin imanını kurtaran kitap’ filan diye mizahına rastladım. Önce okumaya, sonra da arapça kısımlarını ezberlemeye başladım. Üstteki resimlere bakıyor, altta ezberlenmesi gereken arapça kısımları çalışıyordum. O yaşlarda hafıza zehir gibi tabi. Kısa bir süre içerisinde namazda okunacak olan sure, tespih ve duaları ezberlemiştim. Sıra bunu anneme göstermeye gelmişti. Kendimi hazır hissettiğimde mutfakta yemek yapmakta olan ona seslendim. İşini bırakıp yanıma geldi. Kitabı kapatıp bir kenara koydum ve yavaş yavaş mağrur bir şekilde serdim odanın ortasına  seccadeyi.  ‘Anne şimdi beni izle, namaz kılıcam’ dedim. İlk namaz, ilk heyecan. Başladım kılmaya. Kıyamdayken ayaklarımın arasındaki mesafe 4 parmak olacak şekilde aralık tutuyor ve gözümü asla secde edeceğim…

Organik Pazardan Köy Ekmeği Alırken Yazılmış Satırlar
ISINMA TURLARI / 30 Ekim 2017

  ‘Köylüleri niçin öldürmeliyiz? Bu sorunun karşılığını bulamıyorum İçinden çıkılmaz bir olay ama önemsiz’ (İsmet Özel-Akla Karşı Tezler) Geçtiğimiz bayramı doğduğum ve çocukluğumu yaşadığım köyde geçirdim. O zamanlar benim için uçsuz bucaksız bir oyun sahası olan bu köyü artık adımlayarak birkaç dakikada bitirebiliyorum. Annemin mütemadiyen plastik toplarımı sakladığı o tavan arasına ulaşmak bir tabure yardımıyla çok kolay artık. Koşmakla bitmez gibi görünen o uçsuz çayır tüm cazibesini yitirmiş bir toprak parçası gibi öylece kalakalmış halde. Özellikle karanlık bastığında, bastırdığım korkularımı tetikleyen içinden kurt ulumalarının eksik olmadığı o heybetli korunun ise bir sonu varmış. Hem de öyle kilometrelerce ötede değil, zirvesinden bir kaç metre sonra. Yine babam tarafından yıllarca kulağıma çalınan Bizanslılardan kalma kale kalıntısı, sadece bir inşaat temelinden ibaretmiş. Bu bir ‘gelişim’ mi yoksa tuhaf bir değişim mi henüz karar verebilmiş değilim. Karar veremediğim bir husus daha var. Köye dönmek istiyor muyuz? Evet, sıkıldığımız ve sıkıştığımız şeyler var: marulun bile ‘çakmasıyla’ muhatap olmak örneğin. Marulun dahi hakikatini aratacak, organik pazar yollarına düşürecek sahtelik. Sıkıcı. Sıkıştık kaldık buraya. Yağ gibi asfaltlarda birbirinin ardına sıralanmış, en büyük özelliği gitmek olan fakat bir türlü gidemeyen arabalar, sıkışık trafik yani. Lavaboda sıra beklemek,sıkışık… Neyse. Pazar kahvaltısı yapabilmek için kuyruğa girmek, sıkışık ‘haftada bir pazarımız var’…

Pencere
SAĞ BIRAKAN NEDENLER / 27 Ekim 2016

Dün, nereden geldiği belli olmayan ani bir istekle evin düzenini değiştirme kararı aldık. Eşyalarla kısa süreli fakat yoğun bir mücâhedenin ardından onlar da biz de sükûta erdik. Bu ansızın gelen değişimin sonrasında biraz soluklanmak adına kanepeye oturduğumda evin içinde yeni bir masa ve yeni bir pencerenin belirdiğini fark ettim. Bunlar yeni alınan veya sonradan eklenen eşyalar değildi. Pencere, bu ev inşa edildiğinden beri oradaydı, masaysa eve taşındığımızdan beri… Fakat fark edilmeleri ve yeniden hizmetimize girmeleri için nasip bugünmüş. Masanın geldiği anlamlar üzerine müstakil bir yazı yazmıştım. Bugün de sağ bırakan nedenler başlığı altında pencereye değinmek istiyorum. Evimiz; uzun ince bir apartmanın son katına konuşlu, bir artı bir odadan ve geniş bir terastan ibaret. Gökyüzünün sansürsüz olarak izlenebildiği bu teras; yaz boyu peyderpey getirdiğim taflan, dağ sarmaşığı, fesleğen, sardunya, faredişi, ortanca gibi çiçekler sayesinde adeta kendine has bir bitki örtüsüne büründü. Bu örtünün davetiyle kırk ayaklı bir tırtıl, evi Nepal’de kalmış Slovakyalı bir salyangoz, can can bir solucan, soyunun pidgeotto’dan geldiğini düşündüren ve kısa sürede buraların müdavimi olan guguk kuşu ve bir takım küçük,şirin böcekler terasımıza peyderpey yerleşmeye başladı. Bu böcekler sakın kalorifer böceği günlüklerinde adı geçenlerle karıştırılmasın. Bunlar küçük,tatlı ve masum böcekcikler. Onlar ise zombi taifesinden bir türdü. Bizim evden…