40 Yıl Evvel 40 Yıl Sonra Anadolu’da
ISINMA TURLARI / 29 Ağustos 2020

Romanlarını bir iki eksik hariç tamamlamıştım. İki öykü kitabı da ilk okuduklarım arasındaydı. Kronikleri, anılarını topladığı kitaplarını da ardı sıra okuduklarım listesine dahil etmiştim. Fakat yazarlık hayatı boyunca çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazıları gayretli bir çalışma ile Memleket Yazıları serisi altında toplanmış, okunmayı bekliyordu. Hatta bu seri altında basılan kitapların önsözünde de Memleket Hikayelerinin yazarı olarak Refik Halid’i, bir de Memleket Yazıları yazarı olarak anılmasını umut ediliyordu. Refik Halid Karay, 40 Yıl Evvel 40 Yıl Sonra Anadolu’da başlığı altından kitaplaştırılan yazılarında, Üç Nesil Üç Hayat’ta yaptığı Abdülaziz, Abdülhamit ve Cumhuriyet dönem kıyaslamasının bir benzerini bu kez bir yol güzergahı üzerinden yapıyor. 1910’lu yıllarda  mecburiyet icabı gezdiği Anadolu şehirlerini 40 yıl sonra fakat bu kez sürgün olarak değil, gazetesinin ona takdim ettiği yüklü bir yol harcırahı ile geziyor. İki seyahatin menzilinde İstanbul, Bursa, Balıkesir, Edremit, Ayvalık, Bergama, İzmir, Manisa, Isparta, Burdur, Antalya, Alanya, Antakya, İskenderun, Ankara, Zonguldak, Bolu şehirleri var. Gezdiği yerleri de sürekli 1910’lu yıllarda geldiğindeki vaziyetle kıyaslayarak şehirlerin değişen, gelişen ya da geriye giden yanlarını ortaya koyuyor. Kitabı okurken kendinizi ister istemez bugünkü durumla kıyas eder halde buluyorsunuz. Kitap sayesinde tarihi biraz geriye alıp, 1950’lelere gitme imkânım oldu. DDT benim de gündemime girdi mesela. Bozuk şose yollar sanki bugünün bir…

Zabıta Haberleri
POLİSİYE / 6 Nisan 2020

Refik Halid Karay’ın Guguklu Saat adı altında topladığı mizah yazılarından oluşan kitabında Zabıta Haberleri isimli makale ilgimi çekti. Yazar, yazısına şöyle bir girizgâhla başlıyor: ‘Bence günlük gazetelerdeki en önemli kısım hırsızlık, yankesicilik, yaralama gibi olayların yer aldığı ve genelde birkaç satırla geçiştirilen olaylardır. Bu olaylara satır arasından bakmayı bilenler için düşüncenin zeminini, hikâyelerinin çıkış noktasını, mütalaa ve analizlerinin merkezini oluşturabilecek malzemeler vardır. Şöyle bir düşündüm. Bugün okuduğum ve polisiye jargonda adi vaka etiketiyle normalleştirilen olaylardan biri aklıma geldi: Bir gece evinde sıcak yatağında uyurken, yan odadan gelen seslere uyanıyorsun. Gözlerin yarı açık, yarı kapalı uykundan henüz tam uyanamamışken, rüya mı gerçek mi olduğunu ayırt edemediğin bir anda karşında, yüzü maskeli, elinde güç bela kucakladığı senin henüz ilk taksidini ödediğin plazma televizyon var. Hırsızla karşı karşıyasın. İlk anda ikinizde panikliyorsunuz.  Hırsız, kaçmak için hareketlenirken elindeki plazma küt diye düşüyor evin fayans zeminine. İçin acıyor. Bir yandan en mahrem alanın ihlal edilmiş, bir yandan da can ve mal güvenliğin tehlikeye girmiş. Plazmayı elinden düşüren hırsız daha da panikliyor ve girdiği pencereye doğru yöneliyor. Hırsızla dişe diş bir mücadeleye girişiyorsun, kendi evinin holünde. Kafanda bin bir soru işareti, maskenin ardındaki kim, nasıl biri, elinde ya da belinde bıçak mı var, silah mı var,…