Geçmiş Tecrübelerimiz Şimdiki İlişkilerimizi Nasıl Etkiler?/Diyanet Aile, Ağustos 2021
PSİKOLOJİ / 14 Ekim 2021

İnsan, hafızasıyla kaimdir. Bu sayede var olur ve ayakta durur. Bir anlığına hafızamızı yitirdiğimizi ve hiçbir şey hatırlamadığımızı düşünelim. Bizi biz yapan her şeyin hayatımızdan çekileceğini ve soluk alıp veren bir cesede dönüşeceğimizi öngörmek hiç de zor olmaz. Hatırlamak bu kadar hayatiyken, bazen “Keşke hâlâ bu denli taze ve sanki yeni yaşanmış gibi hatırlamasam.” dediğimiz anlar ve anılar da olabilir. Bizler anılarla yaşıyoruz ve onlar da kabaca üçe ayrılıyor: Olumlu anılar, nötr anılar, olumsuz anılar. Olumlu anılar; iyi oluş hâlimizi destekleyen, hayat pratiği içerisinde bir şeyleri başarmamıza ve aşmamıza kaynaklık eden anılardır. Örneğin, daha önce topluluk önünde bir konuşma yapmanız icap etmiş ve bunu da son derece başarılı bir şekilde gerçekleştirmişsinizdir. Konuşma sonunda olumlu geri bildirimler almış; bunu kendinizi gayet iyi, yeterli ve başarılı hissettiğiniz bir anı olarak kaydetmişsinizdir. Bu olumlu anı, o günden sonra gerçekleştireceğiniz tüm topluluk önünde konuşma deneyimlerine kaynaklık eder. Böylece günden güne olumlu bir anı ağı oluşur ve artık daha az kaygılanarak konuşmalarınızı yapmaya başlarsınız. Nötr anılar; hatırladığımızda negatif bir çağrışımı olmayan, zararsız anılardır. Olumsuz anılar ise her hatırlandığında (tetiklendiğinde) sizi hem duygusal hem bedensel olarak etkileyen, moral ve motivasyonunuzu düşüren, yaşama enerjinize darbe vuran anılardır. Bu anılara diğer bir deyişle “işlenmemiş anı” da denebilir. Bir…

Uzmanına Sorduk/Diyanet Aile Şubat,2021
PSİKOLOJİ / 28 Şubat 2021

UZMANINA SORDUK Cihan ULUÇ Psikolog/ Psikoterapist Zararlı bir maddeye bağımlılıktan takıntı düzeyine gelmiş çeşitli alışkanlıklara kadar, insan iradesini elinden alan pek çok bağımlılık türü var. Hepsini birden kapsayacak şekilde soralım: Bağımlılık hastalık mıdır? Neden? Bu soru için öncelikle bağımlılığın genel tanımına ve beyin nörofizyolojisinde oluşturduğu değişikliğe bakmakta yarar var. Kısaca bağımlılık, bir maddenin yaşamı ve sağlığı olumsuz etkilemesine rağmen kullanımına devam edilmesine denir. Bağımlılık, kişide kontrolü aşan bir davranış biçimi değişikliği ile beyinde birçok nörokimyasal ve nörofizyolojik değişikliğe yol açtığı için hastalık olarak kabul edilmekte olup tedaviler “Bağımlılık kronik bir beyin hastalığıdır.” esasına göre kurgulanmaktadır. Örneğin; bir yemeğin yenilebilir ve lezzetli olması için içerisine katılan tüm malzemelerin belli bir oranda olması gerekir. Bir tutam karabiber yerine 1 kilo karabiber koyduğunuzda yemeğin tüm dengesi alt üst olur. Bağımlılık yapıcı maddeler de beyin kimyasında bu etkiyi oluşturur. Normalde mutlu, uyumlu, sakin, dinlenmiş hissetmemizi sağlayan bir takım nörokimyasalların dengesi bozulur ve kişi madde kontrolüne girer. Böylece o bağımlılık nesnesine, karşı konulması güç bir istek duymaya başlar. Bir kez bağımlılık oluştuktan sonra tıpkı şeker hastalığı, hipertansiyon, astım gibi kronik bir hastalık olduğu ve yeniden nüksedebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Sorunuzdaki takıntı meselesine de kısaca değinecek olursak; kişide bağımlılık nesnesine karşı zorlayıcı bir istek uyandırması açısından benzerlik ihtiva…

Madde Bağımlılığı/Diyanet Aile Mayıs,2019
PSİKOLOJİ / 28 Şubat 2021

Madde Bağımlılığı Cihan Uluç Psikolog/Psikoterapist Madde bağımlılığı, bir halk sağlığı problemi olarak son günlerde sıklıkla gündeme gelmektedir. Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi (TUBİM) 2017 raporuna göre, ülke geneli uyuşturucu suçlarına bağlı yakalanan şüpheli sayısında özellikle son birkaç yıldır ciddi oranda artış yaşanmaktadır. Bu durum her geçen gün ülkemizin özellikle genç neslini tehdit eden bir problem hâlini almaktadır. Hayatın devamlılığı için gerekli olmadığı hâlde kişide, kendisine karşı yoğun bir istek uyandıran, beynin organik yapısını deforme ederek beyin hastalığına yol açan, alınmadığı takdirde fiziksel ve psikolojik yoksunluk belirtileri ortaya çıkaran doğal ya da sentetik maddelere bağımlılık yapıcı maddeler denir. Bu maddeler, ilk kullanımdan itibaren beynin kimyasal yapısını bozarak irade mekanizmasını işlevsiz bırakır ve kişiyi kendine bağımlı kılar. Bu yüzden bir bağımlıyı “İstese bırakır, istemiyor ki bırakmıyor.” ya da “Keyfinden bırakmıyor.” şeklinde suçlamanın pek bir anlamı yoktur. Çünkü bağımlının beyninde maddenin etkisiyle yeni bir düzen oluşmuştur ve bu düzen, maddeye yönelik ertelenmesi güç bir istek oluşturur.   Devamı için;  https://dergi.diyanet.gov.tr/makaledetay.php?ID=32291&SRC=cihan%20ulu%C3%A7 Share This: