Söylenmeyene Katkı

7 Mart 2020

Allah’ın adıyla…

Yazmanın bir ihtiyaç olduğu günlerden geçiyoruz. Bunu uzunca bir zaman bekledim

-hissetmeyi.

‘Sabrın başı acı, sonu tatlıdır.’

Uzun süredir çeşitli sebeplerden dolayı yazmıyordum. Tarih attıktan sonra ilk yazdığım cümle bu oldu.  Boğucu bir sıcak ve temmuz sonları, yine de güzel bir yaz akşamı. Yaz akşamlarını hep  ‘güzel’ sıfatıyla kodlamışızdır, birlik olup gelirler çağrılınca. Oysa evinizde klima yoksa  zorunlu bir seçimdir  St. Petersburg’u mekan bilen  bir kış romanı okumak.

-ferahlamak için.

Biraz olsun hararetimizi alır bembeyaz sahneler. Bir de herhangi bir yerine ‘beyaz mermer’ yerleştirilmişse değmeyin keyfimize. En az bir 20 derece alır ve götürür odadan.  Abartmayı da kesinlikle sevmem. Tabi.

Bu yazının ikinci bir adı olsa ‘Ve tek kare bir film’ olurdu.  Nedenine gelecek olursak… E merak edin biraz. Hızlıca olan şeye inanamıyorum.

 

‘Tabiata çıkıyorum

Göğsüm bir müzikle

Vuruyor ritmini

Dinliyorum hüznün sendeki güzelliğini’

 

Uzun zaman oldu tabiata çıkmayalı.  Ne garip; tabiata çıkmak için fırsat kolluyor, planlar  yapıyoruz, tam ortasına  doğmuş olmamıza rağmen üstelik. Kentleri tabiata kontra bir fanus olarak inşa edince tabiata çıkarmalar yapmak durumunda kalıyor, yeni bir ağaç, kuş  yahut çiçek türü  öğrendiğimizde fetih sevinciyle doluyoruz. Her gün mutmain müzikler yüzmüyor göğsümüzde. Çok az müzik var ki kalbimi heyecanlandırıyor.

 

‘İpiri gözleriyle uyanıyor

Şu gündüzden kalan mesele’

 

Şu gündüzden kalan mesele, aslında geçen geceden kalan mesele. Bizim meselemiz, açık kalan kapımız, örtülmemiş penceremiz. İkisi de tehlike arz eder bilirsin. Çıkarken kapıları ve pencereleri kapatırız, güvende hissetmek için. Kapanmamış kapı, örtülmemiş bir pencere kafamızın bir yerinde cereyanlara sebeptir. Girizgahı uzun tuttuk. Son günlerde aklımı meşgul eden ve muhabbetin seyrini etkileyen ‘söylenmeyen’ konuyla alakalı bir kaç şey söylemek istiyorum.

-katkı mahiyetinde.

Düz seyreden çizgilere inanmıyorum. Konya-Ankara yoluna,  gökdelenlere, Vatan Caddesi’ne.  Kalp atışlarına ve inişli çıkışlı çizgilerin belirdiği o meşhur monitöre inanıyorum ama. Çelinmeye, düşmeye, sonra tekrar  kalkmaya. Dizlerimdeki yaralara inanıyorum, dirseklerimde çürümelere, sonra alnımdaki tere, kaygılı yüz ifadelerine bir de. Alnımdaki damara da inanan olmuştu bir keresinde. Şahidim ben de!

 

‘Bir hatip bir kuruntu’

Her şeyin güzel gidiyor oluşu tek başına bir kaygı meselesi olabilir. Bunu anlıyorum. Şimdi böyle iyi de peki ya yarın?

-gelmemiş günün kaygısı!

 

Ve günün sonunda elbet bir mesele ve sınanma konusu çıkıyor karşıma çıkıyor.

 

‘Zirvesine göz koyduğum dağlara bak

Koşup takıldığım çitlere bak..’

 

-kestik!

Share This:

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir