Şemalarım ve Tuğba

6 Eylül 2016

      Olaylar yoktur, anlamlar vardır.’ Bu sözü çok uzun bir süre bir kişisel gelişim kitabında okumuştum ve o gün bugündür her seferinde doğrulandığına şahit olurum.

Psikolojik literatüre ait ‘şema’ kavramı, yaygın deneyimler sonucu oluşan, dış dünyada algıladığımız tüm girdileri  anlamlandırmamıza yarayan soyut sınırlardır. Şemaları çoğunlukla doğrudan elde edilmiş tecrübeler yahut dolaylı yoldan elde edilen duyumlar besler, genişletir, belirginleştirir. Örneğin, yeni bir insanla tanıştığımızda, daha önce tanıdığımız tüm insanlarla ilgili şemalarımız aktif hale gelir ve o kişiyi kendimiz bu şemalarımızdan en uygun olanının sınırları içerisine almak isteriz. Bu süreç, beynin ışıktan hızlı düşünme çabukluğunda ve çoğunlukla bilinçdışının yardımıyla gerçekleşir. Bilinçdışının varlığından söz etmek suretiyle aslında ilkel beynin ilkel şemalarına da söz hakkı doğmuş olur. Evet, her şemamız mantıklı ve çelişkiden uzak bir biçimde örgütlenmemiştir. İlkel, çarpık ve mantıksız örgütlü şemalarımız da vardır ve bu şemalar kişilerarası ilişkilerimizi doğrudan etkiler. Literatüre haddinden fazla daldığımın farkında olarak yazımın başlığından devam edeyim: Şemalarım ve Tuğba.

Bugün öğle civarı işe vardığımda eşimden uzunca bir mesaj aldım. O an işlerimin yoğunluğundan dolayı okuyamadım fakat daha sonra uygun bir zamanı bulup okuduğumda gülümsedim ve kısa bir cevap yazıp telefonu kapattım. Farkında olmadan yazımın konusu olmuştu.

Dün akşam ekip arkadaşlarımla görüşmek üzere dışarı çıktığımda eve geç kalacağımın farkındaydım. Hazır Yenibosna’ya kadar gitmişken ekibi de alır öyle gelirim diye düşündüm. Aracı aldım ve eve vardığımda vakit gece yarısıydı. Epey yorulmuştum. İçeri girdiğimde Tuğba uyuyordu. Her böyle geç gelişimde onu uyandırmamak için kapıda anahtarı minik hareketlerle çevirir, içeriye girdiğimde  parmaklarımın üstünde yürür, sessizce terasa doğru yönelmeye çalışsam da, ufak bir tıkırtıma Tuğba uyanır, seslenmek suretiyle kimlik doğrulaması yapar, sesimden ben olduğumu anlayınca yeniden dalar tilki bayıltması uykusuna. Bu akşam da böyle yaptım. İçeri büyük bir titizlikle girdim ,parmak uçlarımda yürüdüm ve bu önlemlere ek olarak yeni gürültülere sebebiyet vermemek için kıyafetlerimi yatak odasında çıkarmak istemedim.  Oturma odasına geçtim ve çıkardığım kıyafetlerimi biraz da yorgunluğun etkisiyle asmak yerine kanepenin üzerine öylece üstünkörü bir şekilde koydum. Bunu yaparken aklımda birkaç şema çoktan hazır ola geçmişti bile. İçimden keşke böyle bırakmasaydım, dağınık bu görüntü Tuğba’yı rahatsız edebilir, hatta laf söyleyebilirdi. Aslında ben anda annemle konuşuyordum. Çünkü bu şemamı ona borçluydum. Tuğba böyle bir konu için hiçbir zaman tek bir söz bile etmemişti. Yukarıda da belirttiğim gibi bu şemalar bazen çok mantıksız gerekçeler üzerine kurulmuş olabilirler. Mesela düzen konusunda olumlu geri dönüşleri de hatırlarım. Fakat olumsuz kökenli şemalarım o kadar çok beslenmiş ve semirmişti ki, olumlu karakterli şemalarım güçlenip henüz ön saflara atılmaya fırsat bulamamıştı. O kadar yorgundum ki olumsuz şemalarımın yaptırım gücü, yorgunluğumu yenemedi ve hatırımdan bu düşünceleri  geçirerek uykuya daldım. Benim cephemde cereyan edenler böyleyken öğle vakti Tuğba’dan aşağıda paylaşacağım mesajı aldığımda epey şaşırdım. Çünkü olay birdi ve aynıydı. Evet ikimizde aynı şeye bakmıştık fakat gördüklerimiz ve onların karşılık bulduğu anlamlar bambaşkaydı.

     ‘‘Bir insan, bir başkasının hayatında birçok farklı resim ile kayıt olunur. Yüzlerce, binlerce ve hatta çok daha fazlası. Bütün bu resimler toplu bir halde iken işte karşında o insan vardır. Tam olması gereken yerde. Olması gerektiği gibi. Alnında beliren bir damar, yıldızların altında bir sarılış, tam yanında uyurken aldığı nefeslere şahit oluş,  elindeki işe gösterdiği özeni fark ediş…İşte şimdi yepyeni bir resim daha eklendi. ‘Dışarı’dan eve geldiğinde üzerinden soyunduğu tüm o kıyafetleri bir kenara koyuşu. Sanki dışarının olan şeyleri bir kenara atıp onlardan sıyrılmış gibi. Tam o kenarda var olmaya devam ettiler bütün gece. İşte şimdi yeniden ‘dışarın’nın kıyafetlerine teslim olma vakti. Hemen çıkmalı, Amir arayabilir  ’’

Şimdi yazımızın başına geri dönelim: olaylar yoktur, anlamlar vardır. Evet, bazen olaylar için yapacak hiçbir şeyimiz yoktur, irademiz devre dışı kalmıştır ama neyse ki anlamların dizgini hala elimizdedir.

Share This:

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir