Pencere

27 Ekim 2016

Dün, nereden geldiği belli olmayan ani bir istekle evin düzenini değiştirme kararı aldık. Eşyalarla kısa süreli fakat yoğun bir mücâhedenin ardından onlar da biz de sükûta erdik.

Bu ansızın gelen değişimin sonrasında biraz soluklanmak adına kanepeye oturduğumda evin içinde yeni bir masa ve yeni bir pencerenin belirdiğini fark ettim. Bunlar yeni alınan veya sonradan eklenen eşyalar değildi. Pencere, bu ev inşa edildiğinden beri oradaydı, masaysa eve taşındığımızdan beri… Fakat fark edilmeleri ve yeniden hizmetimize girmeleri için nasip bugünmüş. Masanın geldiği anlamlar üzerine müstakil bir yazı yazmıştım. Bugün de sağ bırakan nedenler başlığı altında pencereye değinmek istiyorum.

Evimiz; uzun ince bir apartmanın son katına konuşlu, bir artı bir odadan ve geniş bir terastan ibaret. Gökyüzünün sansürsüz olarak izlenebildiği bu teras; yaz boyu peyderpey getirdiğim taflan, dağ sarmaşığı, fesleğen, sardunya, faredişi, ortanca gibi çiçekler sayesinde adeta kendine has bir bitki örtüsüne büründü. Bu örtünün davetiyle kırk ayaklı bir tırtıl, evi Nepal’de kalmış Slovakyalı bir salyangoz, can can bir solucan, soyunun pidgeotto’dan geldiğini düşündüren ve kısa sürede buraların müdavimi olan guguk kuşu ve bir takım küçük,şirin böcekler terasımıza peyderpey yerleşmeye başladı. Bu böcekler sakın kalorifer böceği günlüklerinde adı geçenlerle karıştırılmasın. Bunlar küçük,tatlı ve masum böcekcikler. Onlar ise zombi taifesinden bir türdü. Bizim evden başlayarak tüm dünyayı ele geçirmek gibi emelleri vardı. İşte yukarıda bahsi geçen pencere, böyle bir habitata bakan ve kadrajı günden güne canlanan bir pencere…

Yaz boyu vaktimizin büyük kısmını terasta geçirdiğimizden evde B takımla (Kışlık mont, bot, yün eldiven, şemsiye, kalorifer petekleri gibi oyunculardan oluşan kadro) uzun süre antrenmanlara çıktı. Ne düz konuşmalardan yıldı ne de kimsenin onu fark etmemesini kafasına taktı. O sadece işini yaparak dışarıdan gelen sıcak/soğuk havayı içeri almamaya, içeriden çıkmaya çalışan sıcak/soğuk havayı da dışarı vermemeye azmi cezmi kast eyledi. Nitekim havaların yavaş yavaş soğumasıyla ilk kez A takımla antrenmanlara çıkmaya başlayan pencere, burada kendisini göstererek müzmin yedeklikten takımın 9 sırt numaralı gözde golcüsüne dönüştü.

‘Bu dünyada ben de varım’ diyerek varoluşunun tadını doyasıya yaşamaya başlayan pencere; bizi her gün iki ortancası, bir zambağı, sağ yanından aşağı doğru sarkan pathos sarmaşığı, yine sol üstten aşağı saçlarını sarkıtan rapunzel kılıklı bir diğer sarmaşığıyla selamlamaktaydı. Bu kompozisyondan dışarı bakmak talihini düşündüm.

Evet, biz şehir ahalisi olarak üzeri çizilmiş kimseler olabiliriz.(*) Hatta üzerimize betondan mezarlarımız henüz yaşarken örülmüş olabilir. Fakat bu mezarlarda sağ kalmak adına pencereler açmak hakkı hâlâ elimizde saklıdır.

 

 

 

 

(*) İsmet Özel- Dişlerimiz Arasındaki Ceset

 

 

Share This:

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir