Öykücü, o gün evin mutfak ihtiyaçlarını gidermek üzere semt pazarının yolunu tutmuştu. Pazarı boydan boya iki kez turladıktan sonra iki eli de yeni bir şeye müsaade etmeyecek derecede dolmuştu. Ramazan ayı olması ve akşam ezanına dakikalar kalması sebebiyle açlık ve susuzluk etkisini iyiden iyiye göstermeye başlamıştı. Eve doğru döndüğü yolda gözü gayri ihtiyari yaşlı bir adama takıldı. Adamın alışılmışın dışında bir görüntüsü vardı. Giymesi g...

  Yolculuk Vakti 17 Nisan 2017, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı Medine’ye uçmak üzere havalimanındayız.  Ne olur ne olmaz diye erkenden yerimizi aldık. Uçağımızın kalkış vakti yaklaştıkça heyecan da artıyor.   Medine’de Zaman 21 Nisan 2017, Medine Artık bu defterin adı Medine gören defterler arasına yazılabilir. Şükürler olsun ki umre yapmak üzere Medine’ye vardık. Burada birkaç günümüz var. Ardından Mekke’ye yolculuk gözüküyor. Bu güze...

1 Yorum Cihan Uluç Devam

  Çocukluğum, adını hemen yakınındaki dereden alan bir köyde geçti. Eski adı ‘Elekse’ olan köye yeni isim verirken pek zorlandıklarını sanmıyorum. İşte dere, işte köy; buyurun size Dereköy! Henüz 7-8 yaşlarındayım. Okumayı yeni sökmüşüm, nasıl heyecanlıyım.  Yeni bir dünyaya doğmuş gibiyim ve bu dünyada ne bulsam okuyorum. Eski gazeteleri, televizyonda gördüğüm alt yazıları, bisküvilerin üzerinde yazanları hatta babamın ehliyet sınavına g...

7 Yorum Cihan Uluç Devam

Kaldırımın adamı var lan diyesi geliyor insanın, kaldırımın adamı var. Arnavut mu, Türk mü, Kürt mü, Çingen mi? Kaldırım mı, adam mı? Din-don-din…Din-don-din… ‘Sayın halkımız; sokağa attığınız ev eşyalarınızı özel ekiplerimizle topluyor ve geri dönüştürüyoruz. Tüm halkımıza saygıyla duyurulur.’ Nereden başlanır toplanmaya bu adam. Ayaklarından başlasa iyi olur, çünkü kaldırımın yarısı işgal edilmiş durumda. Zabıtalar ve polisler hemen üşüşür k...

  Son zamanlarda kütüphanelerin mesai süreleri ile ilgili ilginç gelişmeler oluyor. Bir süre öncesine kadar 7/24 hizmet veren kütüphanelerin İstanbul’daki tek numunelik örneğini Taksim Atatürk Kitaplığı teşkil ediyordu. Birkaç ay önce kadar Merkezefendi Şehir Kütüphanesi 7/24 hizmet verme kararı alarak Atatürk Kitaplığı’nın bu alandaki yalnızlığına son verdi.(*) Geçtiğimiz hafta Beyazıt Devlet Kütüphanesi de bu zincire dâhil olduğunu duyu...

8 Yorum Cihan Uluç Devam

‘Bir beldeyi, mahalleyi, sokağı, şehri tanımak mı istiyorsunuz; orayı mutlaka yaya dolaşmalısınız. Aman acele etmeyin. Yavaş! Yavaş!’(*) Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı,5 (Mustafa Kutlu) O gün, Mustafa Kutlu’nun çağrısına uyarak, Halaskargazi Caddesi üzerinden yürüyüşe başladım. Solumda Nişantaşı’nı sağımda Dolapdere’yi –birbirinin zıddı iki dünyayı– geride bırakarak, önce Harbiye’ye birkaç yüz metre sonra da Taksim Meydanı’na ulaştı...

Her okurun şiirle münasebeti farklıdır. Şiirin görünmez bir ipi olduğunu varsayarsak herkes bu ipi başka bir yerinden yakalamıştır. Kimi ‘alengirli’ bulur bu mecrayı. Reddetmez ama mesafelidir, uzaktan sever. Kimi ise kendini denize bırakır gibi bırakır. Şiire yakalanır, şiirde tutuklu kalır, şiirin ardından sürüklenir. Zaman-mekân farkındalığını yitirerek bu delilik halini doyasıya yaşar. Fakat bu mesut zamanlar pek uzun sürmez. Nasıl ki gün ...

  Yıl 2009, yaz ayları.  Okullar henüz kapanmış. Üniversitenin açılmasına 3 ay var. Harçlığımı çıkarmak ve yazı boş geçirmemek umuduyla sanayide yedek parça üzerine bir dükkanda işe başlıyorum. İş ağır. Üstüm başım bir sanayi kuruluşunun yüzünü kara çıkarmayacak kadar kara, yağlı ve paslı. Her sabah erkenden işe çıkıyor ancak hava karardıktan sonra eve girebiliyorum. Yani o sıralar, birkaç sene sonra yazılacak Güven Adıgüzel dizelerini ya...

4 Yorum Cihan Uluç Devam

İlk Hikaye: Hanutçu Necati    Adım Necati. Bazıları Neco diye seslenir. Nasıl kolayınıza gelirse. Hanutçu derler bize. Peşinen söyleyeyim ben bu lakabı kabul edemem. Kendime rehber demeyi tercih ediyorum. Neticede turistlerin sadece gezerken değil, alışveriş konusunda da rehbere ihtiyacı(!) olabilir değil mi? Sabahtan beri yalı kazığı gibi bekliyorum. Ne gelen var ne giden. Soğuk içime kadar işledi.Kemiklerimin birbirine çarptığını duyuyo...

4 Yorum Cihan Uluç Devam

Yine bir izin günümün öğleden sonrası, Sultanahmet Meydanı’ndan Küçük Ayasofya’ya doğru giderken  yolda rast geldiğim cumbalı ahşap evleri seyrediyordum. Kimi restore edilerek otele çevrilmiş, kimi ise bakımsızlıktan yıkılmak üzereydi. İkamet olarak kullanılanı nadirattandı. Camiinin avlusuna doğru yaklaştığımda ellili yaşlarda, uzun kır saçlarını omuzlarına bırakmış, oldukça zayıf ve bakımsız görünümlü birine rast geldim. Yanından geçerken ‘h...

4 Yorum Cihan Uluç Devam

  Psikolojik literatürde Bilişsel Davranışçı terapi yönteminin ortaya koyduğu ve seanslarda üzerinde çalıştığı otomatik düşünceler kavramı epeydir ilgimi çekiyor. Otomatik düşünceler; bir kişi, olay ya da durum hakkında zihnimizde aniden beliren, ‘kontrolümüz’ dışında gelişen, tutum ve davranışlarımızı yönlendiren düşüncelerdir. Bu düşünceler bir refleks gibi ortaya çıkar. Terapi desteğiyle ya da kişisel içgörü ile fark edilene kadar bu k...

1 Yorum Cihan Uluç Devam

  Son günlerde Baltalimanı sahilinde umduğumuzu bulamadık. Yer yarılmıştı da bütün balıklar o yarıktan kaçmıştı sanki. Oysaki yarım kilo istavrite fit olmaya hazırdık. Beklediğimiz emin olun bundan fazlası değildi. Ne çapariler zayii ettik, ne kurşunlar dibe taktık… Her şey hepi topu çekeri yarım kilo balık içindi. Ama ne çare, oltamıza bir tanesi bile uğramadı. Bıkkınlık ve kızgınlık karışımı bir ruh hali ile nerede yanlış yaptığım...

              İşbu yazı, Baltaliman’ında gözlemlediğim ve aşağıdaki şekliyle derlediğim birkaç öznel kuraldan ibarettir.   Kural 1: Olta balıkçılığı;  büyük heveslerle gelip eli boş dönmeler, nice çapariyi ve oltayı zayii etmeler,  kancayı balığa takacak yere çokça eline, yüzüne ve kıyafetine takmalar gibi bir bedeli olan tecrübelerle öğrenildiği için usta balıkçılar da yanlarına birkaç püf nokta öğrenme umuduyla yanaşan çaylak balıkçılar...

2 Yorum Cihan Uluç Devam
Kalorifer Böceği Günlükleri(3) /Murat ŞENTÜRK
KUMRULU SOKAK / 21 Eylül 2016

Gün 3: Yazacak fazla bir şey yok. Sadece 6-8 günlüklerden birini peçeteyle ezmeye çalıştım. Tavsiyem, tam kafaya nişan alsanız dahi her zaman geniş çapta etki oluşturmaya çalışın, çünkü ben öyle yapamadım. Lanet olası hızlı bir refleksle kaçtı. Büyük ihtimal dolabın içinde karanlıkta yaşaması onu çabuklaştırmış. Çamaşır makinesinin içindekilerden çok daha hızlı hale gelmiş. Hemen en ulaşılması güç köşeye hamle yaptı. Elimde peçeteyle...

Baltalimanı Kanunları
YOL HİKAYELERİ / 18 Eylül 2016

              İşbu yazı, Baltaliman’ında gözlemlediğim ve aşağıdaki şekliyle derlediğim birkaç öznel kuraldan ibarettir.   Kural 1: Olta balıkçılığı;  büyük heveslerle gelip eli boş dönmeler, nice çapariyi ve oltayı zayii etmeler,  kancayı balığa takacak yere çokça eline, yüzüne ve kıyafetine takmalar gibi bir bedeli olan tecrübelerle öğrenildiği için usta balıkçılar da yanlarına birkaç püf nokta öğrenme umuduyla yanaşan çaylak ...

Kalorifer Böceği Günlükleri(2) /Murat Şentürk
KUMRULU SOKAK / 13 Eylül 2016

Gün 2: Tuvalette birinin işini bitirdim. Ama kolay olduğunu söyleyemem. Beni çok iyi anlamanız gerekiyor, bu satırları okuyup da benden bu yaratıklar hakkında bilmek istemeyeceğiniz şeyleri yazmamamı bekleyemezsiniz. Bakın bu canlılar ölmüyor! Evet, onları kolayca öldürebileceğinizi düşünüyorsanız aklınızı kaçırmış olmalısınız. Onları bir terlik darbesiyle veya herhangi sert bir cisimle köşeye sıkıştırarak öldürebileceğinizi sanıyors...

Baltalimanı Günlükleri (1)
YOL HİKAYELERİ / 12 Eylül 2016

     GÜN 1: Boğaz, Marmara’dan Karadeniz’e varıncaya kadar nasıl kıvrımlıysa, ona inen yollar da kıvrım kıvrımdı. Hisarüstü’nden boğaza doğru sallanarak Emirgan’da soluğu aldım. Aklımın estiği yönü hedef seçip yürürken, esnafa yol soran birinden cesaret alarak ani bir kararla aynı esnafa buralarda olta ve çapari satan bir yer var mı, diye sordum. Beni, on metre ilerideki küçük pasaja yönlendirdi. Uzun süredir kafamda bir olta almak f...

4.Devriye
SAĞ BIRAKAN NEDENLER / 9 Eylül 2016

Bir süre önce bilgisayarda müzik dinlerken çalma listemde daha önceden alınmış bir ses kaydı dosyasına rastladım. ‘Ses 007’ isimli bu kaydı açtığımda epey şaşırdım. İçtima alanını terkedip, 4.Devriye alanında dolaşırken izlenimlerimi kaydettiğim 2011 yılına ait bu ses kaydını o tarihten beri hiç dinlememiştim. Dinledikten hemen sonra karar verdim ki sağ bırakan nedenlerin ikinci yazısı kesinlikle 4.Devriye olmalıydı. 2011 Mayıs ayı, ...

Kalorifer Böceği Günlükleri(1) /Murat ŞENTÜRK
KUMRULU SOKAK / 8 Eylül 2016

       Gün 1: İşler iyi gitmiyor. Bugün lâteks eldiven ve birkaç bezin bulunduğu çekmeceyi açtığımda gözle görülür bir bulguya rastlamadım. Ama bezlerden birini elime alınca aşağı düşen minik yavruları gördüm. Tahminim 96 saatlikler. Çünkü saklanma becerileri gelişmiş. Işıksızlığın olduğu yere yönelim ilk 100 saat içinde öğrenilen bir refleks. Alelacele çamaşır makinesinin altına kaçan yavru böcekleri görünce içimi bir tedirginlik ka...

Şemalarım ve Tuğba
ISINMA TURLARI / 6 Eylül 2016

      ‘Olaylar yoktur, anlamlar vardır.’ Bu sözü çok uzun bir süre bir kişisel gelişim kitabında okumuştum ve o gün bugündür her seferinde doğrulandığına şahit olurum. Psikolojik literatüre ait ‘şema’ kavramı, yaygın deneyimler sonucu oluşan, dış dünyada algıladığımız tüm girdileri  anlamlandırmamıza yarayan soyut sınırlardır. Şemaları çoğunlukla doğrudan elde edilmiş tecrübeler yahut dolaylı yoldan elde edilen duyumlar b...

Varoluşun Keşfi/Rollo MAY
ALINTILAR / 4 Eylül 2016

Yaşamın anlamını bulma konusunda tereddüt yaşayan ve ye’ise düşen insanın bu kaygıyı; apati (dış dünyaya ilgisizlik, kayıtsızlık), manevi tembellik, hedonizm, intihar gibi yöntemlerle bastırmaya çalışıyor. Değerler olmasaydı, elimizde yalnızca ümitsizliğin çoraklığı kalırdı. İnsan denilen yaratıklar hala merak eden, bir sanatla kendinden geçen, sembolleri bir araya getirip şiirler oluşturarak yüreklerimizi neşelendiren, büyük hayranl...

Badem’le Dilruba’nın Tuhaf Hikayesi/Murat ŞENTÜRK
KUMRULU SOKAK / 2 Eylül 2016

  Kumrulu Sokağın (bunun Sokak’ın olarak yazılması gerekse de, bence çok kaba bir görüntü ve okunuş kirliliğine sebep oluyor) Sakinleri’nden ikisiydiler. Hangisi daha sakindi derseniz; sadece sokağın değil, tüm Yenibosna ve belki de tüm Bahçelievler’in en sakin canlısı olarak gözüm kapalı, gagam açık bir şekilde “Badem” derdim. “Boncuk” da diyebilirdim. Çünkü evde yalnız olduğum zamanlar, ikisini de “Boncuk” diye çağırırdım. Tüm...

Masa
SAĞ BIRAKAN NEDENLER / 1 Eylül 2016

Bir hafta kadar önce şu notu almış ve tam karşıma asmıştım: ‘Bu masada kalmak hayatta kalmaya eş değer bazen.’ Hepimizin gündelik hayatın akışına kapıldığımız ve bu rutini bozacak iradeden yoksun olduğumuz zamanlar olmuştur. Dönem dönem bana da uğrar bu hâl, taun gibi çöker üzerime. Herhangi bir mukavemetle karşılaşmazsa uzunca bir süre gitmek nedir  bilmez. Özellikle yoğun çalıştığım, evi sadece otel mahiyetinde kullandığım zamanlar...

Yazı ve Yazgı/Hüseyin SU
ALINTILAR / 31 Ağustos 2016

Jule Renard, yazıyla uğraşan herkese yazar olan bir insanın, aynen soluk aldığı gibi yazması gerektiğini öğütler.(Önsöz’den) Önsöz’den ‘Yürümek+ hiç durmamak+ ödünsüz+namlusundan kurşun çıkan-hala çıkan- sıcaklığında yürümek.’   (Nuri Pakdil) İnsani erdemlerin tümünü de yüreklerinden söküp atan granit insanın durduğu yerden ibaret dünyamız: Daha şimdiden değerleri tanınamaz bir uygarlık kalıntısı halinde. (16) Oysa mütemadiyen doğurg...

Üsküdar’da Bir Attar Dükkanı/Ahmed Yüksel ÖZEMRE
ALINTILAR / 31 Ağustos 2016

  Baharatı ve yemeklerin terkibine giren diğerlerini sıralarsak: toz ve tane karabiber (karabiberin Akbıyık diye maruf olan türü pek aranırdı), yeni bahar, toz ve kabuk tarçın, toz ve kök zencefil, kimyon, kırmızı biber, sumak, karanfil, havlican, kişniş , mahlep, sahlep, çörek otu(karaca ot),susam, Hindistan cevizi, anason, dolma fıstığı, kuş üzümü, karbonat, limon tuzu, nöbet şekeri ve kabartma tozunu sayabiliriz. Safran ise b...

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu/Peyami SAFA
ALINTILAR / 27 Ağustos 2016

  Ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürüdüm. Ben de o muayene odasının ve nice muayene odalarının önünde senelerce bekledim. Benim yanımda büyüğüm de yoktu. Yalnız başıma demir parmaklı kapıdan içeriye girerdim, dokuzuncu hariciye koğuşuna doğru ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm,camlı kapıların garip bir beyazlıkla vuran ve içimdeki korku ile karışarak yuvarlanan parıltıları arasında dehlize  girerdim ve yalnız başıma...