Otomatik Düşünceler ve Otomatik Kapı

2 Aralık 2016

 

Psikolojik literatürde Bilişsel Davranışçı terapi yönteminin ortaya koyduğu ve seanslarda üzerinde çalıştığı otomatik düşünceler kavramı epeydir ilgimi çekiyor.

Otomatik düşünceler; bir kişi, olay ya da durum hakkında zihnimizde aniden beliren, ‘kontrolümüz’ dışında gelişen, tutum ve davranışlarımızı yönlendiren düşüncelerdir. Bu düşünceler bir refleks gibi ortaya çıkar. Terapi desteğiyle ya da kişisel içgörü ile fark edilene kadar bu kontrol dışı halini muhafaza eder. Bu sebepten ötürü ‘özerk düşünceler’ de denebilir. Örneğin, kitap okurken yanına gelip gülerek  ‘ne yapıyorsun’ diye soran bir arkadaşına öfkeli yanıt veren birinin ‘alay ediliyorum’ şeklindeki otomatik düşüncesi aktif hale gelmiş olup bu yüzden arkadaşının davranışıyla orantısız tepki göstermiş olabilir.

Dün gece işim gereği polis merkezinin giriş kapısının önüne aracımı çekmiş, içinde bekliyordum. Hava epey soğuktu, klimayı açtım. Hafiften kemiklerimin ısındığını ve yavaştan mayıştığımı hissetmeye başladım. Saat tam gece yarısında girişteki kontrol noktasından hırpani kılıklı fakat neşesi çok uzaktan bile fark edilebilen bir hanım girdi. Halindeki tuhaf tezatlık dikkatimi çekti ve gelmeye hazırlanan uykum geri gitti. ”Acaba ne olmuştu da yolu karakola düşmüştü? Aile içi şiddete mi maruz kalmıştı, oğlu uyuşturucuya mı başlamıştı, evine hırsız mı girmişti, neydi? Eh ablacım iyi güzel de, sen şimdi içeri gireceksin, bakalım hangi asık suratlı memur senin pejmürde kıyafetine ve toplumsal statüne bakarak, seçme şansının olmadığı etnik aidiyetinin de vermiş olduğu ‘yetkiye’ dayanarak seni rahatlıkla azarlayacak, işini yokuşa sürecek ya da belediye, savcılık vs. gibi farklı bir kuruma yönlendirecek. Fakat sen şimdi alımlı, şuh bir kıyafetle ‘modern kadınlığın’ tüm gereklerini sağlayarak bu kapıdan içeri girmiş olsaydın hizmetine amade şövalyeler bulacaktın.”

Kafamdan bu düşünceler geçerken, O hanım içeri girdi. Yöneldiği kısımdan anladım ki işlemi memur yardımı gerektirmeyen, adli kontrol şartıyla serbest bırakılan kimselerin belirli süre aralığında imza ya da parmak izi vererek ‘buradayım’ dedikleri küçük bir işlemdi.

Otuz saniye sonra o hanım işlemini halletmiş, polis merkezinin çıkışında bulunan otomatik kapının önünde belirmişti. Fakat bir aksilik vardı. Kapının dibine kadar gelmiş, ellerini kaldırıp sağa sola sallamış hatta kapının üzerinde bulunan sensöre doğru birkaç zıplamış olmasına rağmen kapı en ufak bir hareket emaresi göstermiyordu. Otomatik kapı resmen o hanımı tanımıyordu!

Derken kısa bir süre sonra kızı olduğunu tahmin ettiğim,  karakola gelirken belli ki annesinin biraz gerisinde kalmış, dört-beş yaşlarındaki kızı seke oynaya kapıya geldi. Durumu anlamıştı. Sırıtarak kapının tam önüne gelip durduğunda, az evvel bana mısın demeyen o kapı hemencecik açılıverdi. Annesi kızını kucakladı ve kahkahaları birbirine karışarak karakoldan ayrıldılar.

 

Belki o hanımı otomatik kapılar tanımıyordu ama otomatik düşüncelerim gayet iyi tanıyordu.

 

KAYNAKLAR

Bilişsel Terapi ve Duygusal Bozukluklar- Aaron BECK (Litera Yayıncılık-2008)

Bilişsel Terapi- Prof.Dr. Hakan TÜRKÇAPAR (HYB Yayıncılık-2014)

Share This:

Bir yorum

  • Volkan 17 Aralık 2016, 13:24

    Ah ablacım iyi güzel de, sen şimdi içeri gireceksin, bakalım hangi asık suratlı memur senin pejmürde kıyafetine ve toplumsal statüne bakarak, seçme şansının olmadığı etnik aidiyetinin de vermiş olduğu ‘yetkiye’ dayanarak seni rahatlıkla azarlayacak, işini yokuşa sürecek ya da belediye, savcılık vs. gibi farklı bir kuruma yönlendirecek. Fakat sen şimdi alımlı, şuh bir kıyafetle ‘modern kadınlığın’ tüm gereklerini sağlayarak bu kapıdan içeri girmiş olsaydın hizmetine amade şövalyeler bulacaktın.” kısmı çok iyi olmuş. Severek okudum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir