Orada Bir Köy Var

12 Ocak 2017

90’lı yıllarda doğanlar olarak çocukluğu köye değmiş nesillerin sonuncusuyduk. Bizden sonraki nesiller, milenyum çocukları, genelde göç meselesini tamamlamış ailelere doğup büyüdüler.

8 yaşına kadar köyde büyüdüm. O günler, dün gibi anımsadığım taze hatıralardandır. Dışarıdan bakıldığında köy hayatı durgun, sıradan ve sıkıcı gibi görünebilir ama hakikat bunun tam tersinedir. Bu sakin görüntünün altında birçok çeşitlilik ve zenginlik mevcuttur.  Bu zenginliği duyumsayabilecek en uygun yaşlarda idim. Her şeyin oyun ve oyuncak olabileceğini düşündüğüm o mesut yaşlar. Sonra… Sonrası büyüdük işte.

Amacım köy iyidir, şehir kötüdür gibi bir denklemi burada işletmek değil. Son zamanlarda türemiş – belki de uzun zamandır vardılar – babadan olma anadan doğma kentlilerin köy romantizmine benzer cümleler kurmak da istemem.  Çünkü bilirim ki köy hayatı aksettirildiği gibi romantik değildir. Tersine gayet meşakkatlidir. Geçim zordur; çift emek, ekmek sabır ister. Bugün eker, üç-dört ay beklersin. Mevsim değişir, kış bahara döner, harman yeri kurulur ve nasibin neyse onu toplarsın. Hamuruna kent mayası çalınanlar için bu sabrı göstermek biraz güç olabilir. Bilirsiniz işte, isteğimiz her neyse peşin ve çabuk yoldan olsun isteriz. Bir de işin tevekkül boyutu var. Sen ektin, çiftini kazdın, otunu yoldun, gübresini verdin ama bakalım ne eyleyecek mabut. Öyle ya, vermezse mabut n’eyler mahmut.  Her meselede olduğu gibi burada da davulun sesi uzaktan tatlı gelir. Bu beyhude tartışmanın yönünü  ‘Beyhude Ömrüm’ isimli Mustafa Kutlu öyküsüne çevirmek istiyorum. Bu öykü aklıma köyü getirdi ve yeniden gündeme almama vesile oldu.

Kitabın başkarakteri göbeği köyde kesilenlerden. Köyün canlı, kalabalık ve gösterişli zamanlarına ilk gençlik yıllarından itibaren şahittir. Toprak kavgalarına, ağa- köylü çekişmelerine, devletle kurulan ‘denge’ ilişkilerine… Ona göre hayatın tek mekânı köydür.   Başka bir yaşama biçiminin mümkün olduğuna inanmaz. Bir bahçe düşü vardır. Köyün en çorak ve taşlık arazisini bin bir güçlükle imar eder ve köyden gelip geçenlerin uzaktan dahi fark ettiği rengarenk bir bahçeye sahip olur. Bahçeyi boydan boya meyve ağaçları ile donatır, diplerine de yazlık-kışlık öteberi eker. Bir süre sonra mahsulünü alır; köylü konu komşu yolcu kim varsa onlara dağıtır. Bu bahçe onun için aynı zamanda sakin bir dinlenme yeridir fakat çeşitli sebeplerden dolayı buradaki rahatı defalarca bozulacaktır. Bahçeyi yapana kadar ve hatta yaptıktan sonra bile köylüden bir kaçı ve ağa bahçeyi engellemek için ellerinden geleni yaparlar. Çeşitli söylentiler çıkarırlar, devlete şikâyet etmekle tehdit ederler, birkaç kez yakma girişiminde bulunurlar. Tüm bunlar başkarakteri yıldırmaz, bir türlü yaşatır bu bahçeyi. Adeta ömrünü buraya vakfeder, ‘beyhude’ ömrünü.

Bir vakit gelir, köyden ekseri İstanbul olmak üzere büyük şehirlere göç akını başlar. Anneler-babalar evlatlarını köyde tutmak isteseler de, ‘babalarımıza ve bize yeten sizlere de yeter’ deseler de çabaları nafiledir. Hatta bazıları çocuklarına uyup, onların ardından büyük şehre göç ederler. Hikâyenin sonlarına, başkarakterin yaşlılık zamanlarına doğru köy terk edilmiş bir harabeyi andırmaktadır. Birkaç akşamda bir köyde bakımsızlıktan dolayı göçen evlerin yıkılma sesini duyulur. Alışmışlardır, aldırış etmezler. O sıralar köyde; köy imamı, birkaç yaşlı dul kadın ve başkarakter dışında kimse kalmamıştır.  Çoğu Anadolu köyünün kaderi gibi.

Kitapta tasvir edilen bütün mekânları kendi köyümde hayal ettim. Karakterlerden bile birkaç eşleştirmem oldu. Böyle bir hâl üzere, parlak bir muhayyile ile bir solukta okudum kitabı. Belkide o yüzden bu kadar etkiledi beni.

8 yaşında köyden şehre taşındık. Bıraktığı izler anlamında bakacak olursak 8 yılı bir kefeye, ömrümün geri kalan kısmını öbür kefeye koysam bu 8 yıl daha ağır basacaktır. . Bunun sebebi çocukluk mudur, köy yaşantısı mıdır kestiremiyorum. Tuhaf şey doğrusu.

Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk
Hiçbir yere gitmiyor.

Share This:

6 Yorum

  • Refik 12 Ocak 2017, 15:38

    Harika olmuş ağzına sağlık kardeşim

    • Cihan Uluç 15 Ocak 2017, 23:49

      Teşekkürler Refik Bey kardeşim, nasıl olduğunu anlamadığın bir şekilde kendini okuyor buldun. İyi mi ettin kötü mü ettin hala tereddütlüsün. 🙂

  • Etrak_67 12 Ocak 2017, 21:20

    Çocukluğun objektif bakış açısı, masumiyet… tüm özlem buna sanırım

    • Cihan Uluç 15 Ocak 2017, 23:48

      Büyük ihtimalle.Hangi sebepten olduğundan ziyade bizzat bu duygunun kendisine meftunum abi.

  • Mustafa 12 Ocak 2017, 21:24

    Nerde o eski köy yaşantıları! Şimdilerde köyler mazilerde kaldı yaşlandık be kardeşim 🙂

    • Cihan Uluç 15 Ocak 2017, 23:47

      Hmmm…Köy romans. alırım bi dal. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir