Ölüm Allah’ın Emri

18 Aralık 2016

Tenha bir yolda aracımızla aheste ilerliyoruz. Aralıksız üç gün yağmaya devam eden yağmur ve puslu bir hava bize eşlik ediyor. Dışarısı her ne kadar soğuk olsa da arabanın içi sobalı ev sıcaklığında. Radyo frekansı TRT FM’de ayarlı. Derken radyodaki ses ağır nağmeleri olan bir türküye başlıyor: Durmuş Yazıcıoğlu’ndan dinlemeye alışık olduğum ‘Şu kışlanın kapısına’.

Ölüm Allah’ın emri/Şu ayrılık olmasaydı.

Nakaratın art arda tekrarıyla türkünün ahengine dalmış, kısa süreliğine de olsa başka âlemin kapılarına dayanmıştım. Arkadaşımın sesiyle irkilerek yeniden şimdiki zamana döndüm.

‘Değiştir şunu ya! içimiz karardı resmen…’dedi.

Hemen frekansla oynayarak pop radyolarından birinde durdum. Şimdi çalan cıstak ritimli cıvık bir ‘aşk’ şarkısıydı. Bu haliyle ‘hayat dolu’ olan bu parçada en ufak ölüm iması bile geçmiyordu. İşte bu güzeldi, ‘keyifler’ yeniden yerine gelmişti.

‘Yüzyıl önce Batı ülkelerinde ölüm sık sık açıkça konuşulduğu halde seks tabu iken, şimdi durumun tersine döndüğünden söz edilmektedir. Bugün özgürlükçü toplumlarda seks sınırsız bir şekilde konuşulan bir konudur; buna karşılık ölüm nazik çevrelerde bir süredir neredeyse ağıza bile alınamamaktadır. Bu tabu olma döneminin sonuna yaklaştığımızı gösteren işaretler yok değil, fakat öyle de olsa, değişiklik layıkıyla ele alınıp incelenecek, tasvir edilecek yeterli mesafeyi henüz kat etmemiştir. Bununla birlikle, ölümün, hazır sohbet konusu olma durumundan, büyük kasvet getiren konu durumuna geçtiği önceki değişikliği takip etmek mümkündür.’

John Wick’in Batı toplumu için yapmış olduğu bu tespiti günümüz Müslüman toplumuna da uyarlayabiliriz. Ölümü yok saymak, adını dahi anmamak ve inadına hayata bağlanmak dışında başka bir çare bulamayan modern insan; ölümü munisleştiren, bir dostunu bekler gibi bekleyen, gücü yettiğince hazırlık yapan önceki insanlardan epey geridedir.

Her gün çeşitli iletişim kanalları vasıtasıyla dünyanın hemen yerinden haberlere maruz kalıyoruz. Kimi zaman savaşta katledilen sivil halka ait rakamlar, kimi zaman şehrin merkezinde patlayan bir bomba, kimi zaman bir doğal afet ve sonucunda gerçekleşen ölümler. Hemen ardından bu rakamlardan bir kaçına karşılık gelen ‘dokunaklı’ hayat hikâyelerinin tesiri arttırılmış bir biçimde servis edilmesi.

Bir gün içinde bu kadar çok ölüm haberine maruz kalmak bizim ölüme karşı duruşumuzu değiştiriyor mu? Kendi adıma yanıt vermem gerekirse; hayır. Hatta tam tersi bu kadar çok ölüm haberine maruz kalmak bir tür sistematik duyarsızlaşmaya sebep oluyor. Dünyanın veya ülkemizin herhangi bir yerinde gerçekleşen kitlesel bir ölümün bir magazin haberinden farkı kalmıyor.

Yazımızı Nisa Suresi 78.Ayet ile sonlandıralım:

‘Her nerede olursanız olun ölüm size yetişir, son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine kurtulamazsınız. Onlara bir iyilik erişirse “Bu, Allahtandır” derler, bir kötülüğe uğrarlarsa, “Bu, senin yüzündendir.” derler. Ey Muhammed! De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, hiç söz anlamaya yanaşmıyorlar?’

 

Share This:

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir