Masa

1 Eylül 2016

Bir hafta kadar önce şu notu almış ve tam karşıma asmıştım: Bu masada kalmak hayatta kalmaya eş değer bazen.’

Hepimizin gündelik hayatın akışına kapıldığımız ve bu rutini bozacak iradeden yoksun olduğumuz zamanlar olmuştur. Dönem dönem bana da uğrar bu hâl, taun gibi çöker üzerime. Herhangi bir mukavemetle karşılaşmazsa uzunca bir süre gitmek nedir  bilmez. Özellikle yoğun çalıştığım, evi sadece otel mahiyetinde kullandığım zamanlarda, mânen gerilediğimi ve içimde çürüyen bir şeylerin olduğunu hissettiğimde masanın benim için önemini fark etmeye başladım.  Bu yüzden sağ bırakan nedenlere ilk olarak masayı yazarak başlamak istedim.

Kumrulu Sokak günlerinde, sade bir çalışma masası olarak başladığı hikayesine zamanla notlar, yeni kalemlik, kalemler, sarkan tespih, köstekli saat, gaz lambaları, okunmak üzere raftan inen kitaplar, yıldızlar ve günlerin şahidi defterler dahil oldu. Üzerinde misafir ettiği her yeni nesneyle daha da zenginleşen bu masa, benim için madde halinden sıyrılarak mana haline gelmeye başladı. Şöyle ki masanın başında oturmam demek, aynı zamanda hatırlayıp sıkı tutmam gereken meselelerin başına oturmam demekti. Her halime ve her duyguma şahitlik etmek gibi müzmin bir alışkanlığı vardı. Öfkemi de gördü, sevincimi de. Hayal kırıklıklarımı yazarken buradaydı. Temennilerime ve hayallerime bir ‘amin’ de o dedi. Kimi zaman bir gece yarısı günün yorgunluğuyla oturdum başına, kimi zaman bir fecir vakti seher dinçliği ile… Malum şiire de atıfla; bana mısın demedi hiçbir zaman masa… Mühim anlarda, örneğin ‘bir kararın arifesine durmuşken’ benimleydi. Heyecanla okuduğum güzel kitaplara ev sahipliği yaparken, hatırlamak için yazdıklarıma da mihmandarlık etti.

Masada oturmak aynı zamanda muhasebe yapmak demekti benim için. Kendimde beğenmediğim, değiştirmek istediğim, yenilik yapmak için her pazartesiye yahut ayların birinci günlerine ertelediğim meseleleri somut olarak karşıma almak ve bunlarla yüzleşmek demekti. Cenk meydanım çoğu zaman bu masanın sathıydı. Yeni bir hevesle yeniden başlamak ve en görünür yerinde ‘Allah, yeniden başlayanların yardımcısıdır’ ifadesini görmekti benim için bu masa.

Masada oturmak, aynı zamanda kitaplara yüzünden bakmak anlamına gelir benim için. Kitaplığımızın raflarında duran kitaplara sırtından bakarız. Kitap, adından ve yazarından başka her bilgiye kilitlidir ve  bu haliyle ‘ölü’ hükmündedir bizim için. Ne zaman ki kitaplıktan masaya iner, işte o zaman yeniden canlanır, içindekileri döker ve varlık nedenine uygun hareket eder.  Yakın gelecekte okumayı tasarladığım kitaplar, önce raftan iner, sonra masamın sağ köşesinde zamanını beklerdi. Zamanını diyorum, evet. Çünkü her kitabın bir zamanı vardır ve vaktini gözetmek zorundayızdır. Bu, müstakil bir yazının konusu olsun.

Masayla ilgili cümlelerime Edip Cansever’in ‘Masa da Masaymış ha’ şiirinin son bölümüyle virgül koymak istiyorum:

‘Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.’

 

Share This:

2 Yorum

  • Volkan ULUCAN 27 Aralık 2016, 01:04

    Yazın gerçekten bir harika olmuş. Benzetmeler ve girdiğin konular gerçekten harika. Bir masa ile ilişki bu kadar güzel anlatılırdı.

    • Cihan Uluç 5 Ocak 2017, 14:21

      Teşekkürler üstad.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir