Kalorifer Böceği Günlükleri- Return(1)/ Murat ŞENTÜRK

10 Kasım 2016

Gün 1223: Evet, bu kadar uzun sürenin ardından geri dönmek ilginç bir duygu. Aradan geçen 1000 küsur lanet günde çok şeyler oldu, ah dostlarım! Hepsini yazmıştım, inanın bana, her detayı en ince noktasına kadar not almıştım bu günlüklere. Ama yediler dostlarım, tüm sayfaları yediler anlıyor musunuz? İlk günlere ait sayfaları koyduğum dosyanın kabına fazla zarar verememişler. Bu pisliklerin mutfak tezgâhında kafam kadar delik açtığını gören bu gözler, inanın çok şaşırdılar halen sağlam olan birkaç sayfayı görünce. Elimde lav silahıyla kendime koridor aça aça aldım sayfaları ve bir daha geri dönmemek üzere uzaklaştım oradan… Sonraysa ilk işim bunları, ilk günleri yayımlamak oldu. Tüm insanlık bilmeliydi. Şimdi ise onlardan çok çok uzakta, kendimi güvende hissettiğim yanılgısıyla bu satırları yazıyorum. Aradaki tüm önemli olayları size aktarmaya çalışacağım. Beni bu çukurda bulup ellerimi de yeseler, dilimi de parçalasalar anlatacağım, son ana kadar anlatacağım dostlarım.

Ordu ve polis kuvvetlerimizle beraber, isyanı bastırmak için son çare olarak Karaköy’e gittik. Kâinatın en güçlü ve en zehirli ilaçlarını satan o dükkâna gitmeyi aklımızdan bile geçirmezdik. Orayı adeta son çare olarak bile addedemezdik. Oraya gidince geri dönememe ihtimalimiz de vardı. İlaçları dikkatli taşımazsak, parçalarımızı dikkatlice sokaklardan taşımak zorunda kalırlardı, çünkü onlar bile ölümcül etkilere sahip olurdu. Ve bizi dev bir çukurun içine atar üzerimize de betonu yığarlardı anlıyor musunuz? Bunların olmasını neden istemezdik sizce, ailelerimiz ve bizi sevenler üzülür, çok ağlar diye mi? Hayır dostlarım, hala bizi tanıyamamışsınız. O lanet olasıcaların zaferi olacaktı bu da ondan! Hepsinden ve tümünden nefret ediyorum!

İlk günleri unutamıyorum dostlarım. Öylesine mutlu ve keyifliydik ki, size bunu kelimelerle tarif edemeyeceğime bahse girerim. Dostlarım adeta kanlı canlı bir şekilde oradan oraya koşturan yavrulara bile dokunmuyorduk, çünkü bu ilaçtan kurtulamayacaklarından adımız gibi emindik. Bu ilaç onlara gündelik işlerini halletmeleri için (ekmek murdarlama, dolaptaki bala balıklama atlama, yemekleri tencereden kaşıksız yeme, insan kulağına kaçma gibi) fırsat veren, sonra da şöyle keyif için iki dakika kestirmeye yeltendikleri an işlerini bitiren türden acımasız bir karışımdı! Önce tüm mutfağı boşalttık. Her şeyi diğer odalarda üst üste yığdık; bu akıllıca değildi, çünkü eşyaların arasında koloni kurmaları için onlara adeta Babil’in Asma Bahçeleri’nin Bahçe-2 giriş kapısının anahtarını teslim etmiştik. Bu anahtar teslim hizmeti yapacak kadar aklımızı kaçırmış olmamızın nedeni ise, aklımızı kaçırmış olmamızdı. Düşünemiyorduk dostlarım, beyin hücrelerimizi uyuşturmuştu bu öfke. Sonrasında boş mutfakta ilaç kullanımına başlayınca, öfkeye ihtiyaç kalmadı, hepimiz zaten uyuşmuştuk. Bir arkadaşımız, ilaçtan panikleyip kulağına kaçışan böcekleri yine ilacın etkisiyle fark edemeyince, bir daha başka bir şey fark edemedi! Ben kalıcı olarak koku alma duyumu yitirdim, diğer arkadaşım  bir gözünü kaybetti (ilaç gözüne değmiş). Bir başka arkadaşımızın ise babası cezaevinde. Konuyla alakası yok ama o da çok çekti babasızlıktan, o yüzden.

Süreci yakından izledik. Ölümler asla ani değildi: 3 gün, 5 gün, 1 hafta, 2 ay… İlacın hangisine ne kadar zaman tanıyacağı tam bir bilinmezdi. Bazıları hayatlarını tamamlayıp eceliyle ölüyor ama her şey çoluğundan çocuğundan çıkıyordu. Beddua gibi ilaçtı. Kimisine tadı ve kokusu çok güzel geliyordu, mal bulmuş mağribi gibi hepsini mideye indirip akşam yuvalarına döndüklerinde ise canlı bombaya dönüşüyorlardı. Görmüş geçirmiş olanlarıysa ilacın adını sanını bir yerlerden duymuş olacak, doğrudan kendilerini camdan aşağı bırakıyorlardı. Onlar için bir masal, bir mitten ibaret olan bu söylentinin gerçek olduğunu yaşayarak (veya ölerek) öğrenmek epey yürek yakıcı olmalıydı. Çoğununsa günlerce ters dönük bir şekilde debelendiğine ve bildiği tüm duaları okurcasına ağzının kıpırdadığına şahit oldum. Acısını dindirmek mi? Hayır, ilacın etki alanında onun kurallarına göre oynamanız lazım. Süreçleri asla hızlandıramazsınız veya yavaşlatamazsınız. Birbirlerini boğazlamaya çalışırken onları ayırmadığımız gibi, can çekişirken de acılarını dindirmiyorduk. Pişman değilim dostlarım, asla olmayacağım. Bu başından beri hep bir soykırım uğraşısıydı. Ve biz de yeryüzüne ayak basmış en azılı soykırıcılardık. Veya soykıranlardık. Günlerce leşlerini elektrik süpürgesiyle süpürdük. Her gün şafak sökerken topluyorduk hâsılatı. Süpürgenin torbasının haliyle dolduğu zamanlarda ise faraş hatta kürek devreye giriyordu. Dev yığınlar haline getirip ateşe verdiğimiz birçokları da oldu. Bunu sokak ortasında yaparak hem diğer haşerelere gözdağı veriyor, hem de fakire fukaraya ısı kaynağı sağlıyorduk. Konu komşu bizden memnundu, tüm insanlığın ve hatta bazı kedi ve kuşların da desteğini arkamıza almıştık. Rüzgârı da arkamıza almıştık ki, yanan böcek ateşinin dumanları yüzümüze yüzümüze gelmesindi.

 

Devam edecek…

Share This:

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir