Kalorifer Böceği Günlükleri(2) /Murat Şentürk

13 Eylül 2016

Gün 2:
Tuvalette birinin işini bitirdim. Ama kolay olduğunu söyleyemem. Beni çok iyi anlamanız gerekiyor, bu satırları okuyup da benden bu yaratıklar hakkında bilmek istemeyeceğiniz şeyleri yazmamamı bekleyemezsiniz. Bakın bu canlılar ölmüyor! Evet, onları kolayca öldürebileceğinizi düşünüyorsanız aklınızı kaçırmış olmalısınız. Onları bir terlik darbesiyle veya herhangi sert bir cisimle köşeye sıkıştırarak öldürebileceğinizi sanıyorsunuz, buna gerçekten inanamıyorum!

Karşılaştığım ne yazık ki haddinden fazla solunum yapmış olanlardan bir tanesiydi. Burada günlerden bahsediyorum, en az 500 saat yani 3 haftalık bir zaman dilimine denk geliyor. Onunla gece 01.00 sularında salon ve mutfak arasındaki koridorun ışığını aniden açınca karşılaştım. İlk tepkim ona dokunmadan mutfağa yönelip bir bardak su içmek oldu. Ancak geri döndüğümde halen tuvalet kapısında olduğunu görünce işin ciddiyetini anladım. Aslında bana 15 günlükten az gelmişti ilk bakışta ama bunun yalnızca genetik bir kusur olduğunu fark ettim. Eğer bir kalorifer böceği ifşa olduktan sonraki 4 saniye içinde kendisine en yakındaki –ki bunun kesinlikle bilincindedir, karanlık deliğe/bölgeye yönelmiyorsa bir şeylerden tedirgin olmaya başlamalısınız. Bu böceğin benim su içtiğim sürede yerinden dahi kıpırdamaması, onun o bölgeyi güvenli saymasına yetecek kadar (3 hafta demiştim) oraya yerleştiğinin ve orayı benimsediğinin bir göstergesidir. Bunu hissetmesine izin verdiğim için kendimi ne kadar suçladığımı tahmin edebilirsiniz sanırım. O anda bu suçluluğum öfkeye dönüştü ve artık onun yaşamını elinden almak fikri aklıma çoktan düşmüştü. Tuvalete yöneldim ve oradaki terlikle baş kısmına (gövdeye vurmayı deneyin de çaresizce sizden kaçışını izleyin, nasıl olur da bu sert darbe onu hiç etkilemez diye şoka gireceğinize ve yerinizden kımıldayamayacağınıza bahse girebilirim) hafifçe vurdum. Çünkü saat lanet olası gecenin 1’i ve komşularınız sizin bahanelerinize kanacak kadar gafil değil. Bu işi mümkün olduğunca az ses çıkararak halletmeliydim. Yere düştü ve hemen orada onu ıslattım. Burası çok önemli: Bulunduğunuz yerde ne varsa onu kullanmanız gerekecek. Mutfakta olsa kaşık, odada kitap, banyoda duş jeli… Tuvalette ise tuvalet kâğıdı ve su işinizi fazlasıyla görür. Sadece onu çevreleyen ufak çapta bir bölgeyi ıslatmanız yeterli olacaktır. Darbenin etkisiyle afallamıştı, suyla iyice çöktü. Her şeyin üzerine bir de sol ön ayağı hasar görmüştü. Hasar görmüştü derken, ayak sağlamdı fakat terliğimin altına yapışık haldeydi! Bu ona manevralarında büyük dezavantaja neden oldu. Artık dengesi bozulmuş, ağırlık merkezi kaymıştı. Ama o sağ ön ayağı… Vücudunun tüm enerji zerrelerini o ayağa yöneltmiş gibiydi. Belki yarım saat, o ayağın çırpınışlarına tanık oldum. Bu bana keyif vermedi, ama acısını sonlandırasım da yoktu aslına bakarsanız. Sonra bir ara durdu, son gücüyle hamle yapacaktı, bu hamle iki türlü olabilirdi; ya kaçacaktı, çünkü kaçıp saklanabildiği takdirde iyileşeceğine ve hayatını devam ettireceğine yüzde yüz eminim, ikincisi bana saldıracaktı, bu da olasıydı. Son gücüyle kendini ileri atarsa –ki bedeni güneybatı yönünde uzanıyordu, bu da sola meyilli hareket edeceği ve ona göre kuzeyde kalan benle karşılaşacağı anlamına geliyordu. Artık şaka yoktu ve bu işin bitmesi gerekiyordu. Ondan çabuk davranarak onu tuvaletin deliğinden engin kanalizasyona bıraktım. Korkusuz kalorifer böceği suyla birlikte tarihin ıslak sayfalarına karışmış oldu. Korkusuz olduğu su götürmez bir gerçekti, kendisini su götürdü orası ayrı.

3.günde neler olacak? Makarna süzgeci hikâyesi niye anlatıl(a)madı? Mutfak istilası ne boyutlarda? Erken bir savaş kapıda mı?

Bizi okumaya devam edin.

Share This:

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir