Kalender İbrahim Abi

30 Eylül 2016

 

Son günlerde Baltalimanı sahilinde umduğumuzu bulamadık. Yer yarılmıştı da bütün balıklar o yarıktan kaçmıştı sanki. Oysaki yarım kilo istavrite fit olmaya hazırdık. Beklediğimiz emin olun bundan fazlası değildi. Ne çapariler zayii ettik, ne kurşunlar dibe taktık… Her şey hepi topu çekeri yarım kilo balık içindi. Ama ne çare, oltamıza bir tanesi bile uğramadı. Bıkkınlık ve kızgınlık karışımı bir ruh hali ile nerede yanlış yaptığımızı sorgulamaya başladık. Evet, henüz acemiydik, bazen çapari kancalarımızı kapalı vaziyette körü körüne suya yolluyorduk. Evet, kimileyin takımlarımız denizdeyken çapari balıkçılığının ruhuna uymayacak sertlikte hareketler yapıyorduk. Ama olsundu, en azından bir tanesi oltamıza takılırdı değil mi?

Tekniğimizden, acemiliğimizden ya da kullandığımız takım gibi bizden kaynaklı değişkenlerden çok daha önce bir gerçeği kabul etmek gerekirdi ki denizde balık yoktu. Kısaca ortada tipik;  vermeyince Mabut, neylesin Mahmut durumu vardı. Büyük balıklar ortaya çıkınca, küçük balıklar  buldukları ilk deliğe saklanmışlardı.

Yorulmaya başlamış, dahası balık tutabileceğimize dair inancımızı yitirmeye başlamıştık. Psikolojik üstünlüğü yitirdiğimiz böyle bir anda ani bir hamleyle yerimizi değiştirmeye karar verdik. Kalender sahilini keşfimiz, işte böyle bir ahvâl ve şeraitte gerçekleşti.

Kalender Sahili, Tarabya ile Yeniköy arasında konuşlu, Cumhurbaşkanlığı konutunun hemen önünde bulunan, sırtını gür bir koruya yaslamış, küçük ve samimi bir sahil kesimi. Ün yapmış diğer sahil ve koylar gibi popüler bir uğrak yeri değil boğaz balıkçıları için. Bileni pek az fakat balıkçı kadrosu istikrarlı. Bugün orada gördüğünüz yüzleri yarın da aynı yerde görme ihtimaliniz pek yüksek.

Daha önce muhatap olduğum balıkçıların ekserisi hakkında izlenimlerimi Baltalimanı Kanunları isimli yazımda paylaştım.  Bu yazıda bahsettiğim kanunları sildirebilecek dahası yeniden yazdırabilecek biriyle karşılaştım bugün: İbrahim abi.

Maslak’taki plazalardan birine personel servisi çekiyordu İbrahim abi. Emeklilik gelirine mütevazi bir katkı sağlayan bu işinden arta kalan zamanlarda Kalender sahilinde balık tutuyordu. 6 kez anjiyo olmuştu ve ‘Eğer arkamda orman, önümde deniz havasında takılmasam şimdiye sağ kalmazdım’ diyor. Haklı olabilirdi. Memleketi olan Giresun’un mavi-yeşil karışımı havasını ancak böyle bir yer ona verebilirdi  zira.

Aracımızı park edip sahile ilk geldiğimiz andan itibaren bize güler yüzü ile muamele etti ve yiyip içtiklerinden ikram etti. Daha da önemlisi balıkçılık hakkında bildiklerini sabırla ve anlayışlı bir öğretmen üslubuyla ince ince anlattı. Yetmedi, kendi çapari takımından ve kurşunlarından verdi. Hem de zayii olacağını bile bile… Daha öncede belirttiğim gibi balıkçıların çoğunda bu sıcak tavrı ve bonkörlüğü bulmak mümkün değildir. En azından bizim muhatap olduklarımızın çoğu ketum ve eli sıkı adamlardı.

Balık tutmaya istekli halimizi görünce biraz evvel kendisinin olta attığını ve denizde balık olmadığını anlattı ama yine de hevesimize mani olmak istemediğini söyleyerek seçimi bize bıraktı. Bizdeki de acemi iştahı işte, her şeye rağmen atmaya karar verdik. Buraya kadar gelmiştik, takımlarımıza su yüzü göstermeden geri dönmek olmazdı. İbrahim abi servise gidip, kendi takımlarından bir misina takımı getirdi, yine kendi elleriyle taktı ve atıma hazır hale getirdi. Tüm bu bunları yaparken bir ara bana evli misin, diye sordu. Evet, cevabımı duyar duymaz o meşhur balıkçı hikâyesini anlatmaya başladı.

Rivayet odur ki Fi tarihinde adamın biri kızını evlendirmiş. Bir süre sonra kızı babasını arayıp kocası hakkında şikâyette bulunup dert yanmış:

‘-Ah babacığım, bir görsen halimi, damadın içkiye kendini verdi, gözü alkolden başka bir şey görmüyor…’

Baba, kızını sakin bir biçimde karşılayarak teskin etmiş ve:

‘-Üzülme kızım, bir hevestir gelir geçer. Sen sabret yeter ki…’

Nitekim üzerinden bir süre geçtikten sonra yine görüştüklerinde kızı, sevinçle içkiyi ve alkolü bıraktığını, artık bunlarla haşır neşir olmadığını fakat bu sefer de at yarışına merak sardığını söylemiş. Baba, yine kızını yine sakin bir tavırla karşılayara, önceki öğüdünü yineler:

‘- Üzülme kızım, sabret, bir hevestir geçer…’

Üzerinden bir müddet geçtikten kızı babasını  tekrar  arar :.

‘- Babacığım, der kızı. Dediklerinde ne kadar haklıymışsın. Hakikaten at yarışı oynamayı da bıraktı fakat şimdi de balıkçılığa merak sardı.’

Bunu duyan babası hiddetle köpürerek kızına:

‘ –Çabuk neyin var neyin yok topla, evine dön, zira balıkçılığa düşen adamdan bir daha hayır gelmez!

Bu iş bir hastalık diyor, İbrahim abi. Bir tutku, bir zevk adına ne dersen de. Bir daha da iflah olmazsın buraya da gelmeden duramazsın demeyi de ihmal etmiyor verdiği kısa süreli uygulamalı dersin ardından.

Kafamıza takılan ne varsa sorduk. Her sorumuzu sabırla cevapladı. Bolca atış çalıştırdı bizi. Atarken gözlemledi, yanlışlarımızı söyledi, düzelttirdi. Sanki bizi bir yere hazırlıyor gibiydi.

‘-15 günü var, diyor. 15 gün sonra balıktan ve balıkçıdan geçilmez buralar…’ Onun bu tahminine itibar edip ben de hevesleniyorum. 15 gün sonra balıkçı yoğunluğundan olta atmakta zorlanacağımız günlere formda girmeliyim, böyle zamanlarda acemi bir balıkçının ağlarına dolama yapmasına tahammül edemeyebilirler çünkü.

1-2 saat kadar takılıp, biraz da yorulduktan sonra malzemelerimiz topladık. Faaliyet sonunda sadece 1 tane istavrit tutmuştum, onu da yanımdaki abiye verdim yem yapsın diye. Olsundu, atmayı kavramış, denizin balıktan kaynadığı, kıyıların balıkçıdan geçilmediği döneme şimdiden hazırlığımızı yapmıştık. Oltanın ucunda balığın çırpınışını ve kamışa verdiği o titreşimi şimdiden özledim. Havalar soğumadan boğazdan güzel bir balık alımı yapalım. Evet, alımı diyorum. Balıkçı jargonunu ufak ufak intibak etme fırsatımız oldu çünkü bu süre zarfında.

Numarasını aldım İbrahim abinin. Gelmeden yarım saat önce bir alo deyin, çayınız hazır, dedi. Bolca teşekkür ederek ve daha sonra görüşmek dileğiyle yanından ayrıldık. Sahilden ayrılırken elimizde balık dolu bir kova yoktu belki ama zihnimizde mesken tuttuğu sahil adıyla özdeşleşen(*) neşeli hikayesi vardı.

 

 

* Kalender: (ﻗﻠﻨﺪﺭ) i. ve sıf. (Fars. ḳalender

1. Dünya malına önem vermeyen, müsâmahakâr, yumuşak huylu, alçak gönüllü, olur olmaz şeyin üstünde durmayan kimse. (Kubbealtı Lugatı)

Share This:

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir