İki Dudak Bir İnsan

2 Mart 2017

 

Yıl 2009, yaz ayları.  Okullar henüz kapanmış. Üniversitenin açılmasına 3 ay var. Harçlığımı çıkarmak ve yazı boş geçirmemek umuduyla sanayide yedek parça üzerine bir dükkanda işe başlıyorum.

İş ağır. Üstüm başım bir sanayi kuruluşunun yüzünü kara çıkarmayacak kadar kara, yağlı ve paslı. Her sabah erkenden işe çıkıyor ancak hava karardıktan sonra eve girebiliyorum. Yani o sıralar, birkaç sene sonra yazılacak Güven Adıgüzel dizelerini yaşamakla meşgulüm: ‘Akşam ezanında eve giriyoruz, üzgünüz yani gereği kadar.’(*)

Sadece oto yedek parçaları satıyor olsak, belki kendimi beyaz yakalı bir iş yapıyor addedebilirdim. Fakat dükkanın sahibi olan Osman Usta’nın dinamik ve yerinde durmayan bir tarafı vardı. Sadece dükkanı açıp müşteri beklemekle yetinmez, sürekli yeni bir şeyler üretmeye çalışırdı. Mesela müşteri olmadığı vakitlerde mevsim yaz olmasına rağmen kar zinciri üretir, dükkanın uygun bir yerine depolardık.

Eskiyen kamyon fren pabuçlarının yenisiyle değiştirmek normalde epey zahmetli ve kas gücüne dayalı bir mekanizma ile yapılıyordu. Hem yapılışı zordu hem de bir günde sadece birkaç takım fren balatası tamir edilebiliyordu. Sanayide bu iş böyle gelmiş böyle gider mantığıyla eski usullerle yapılmaya devam ederken; Osman Usta yaptığı bir icatla kas gücünün yerine kompresör gücünü kullanarak bu işi hem kısa sürede hem de daha az enerji harcayarak yapmayı sağlayan makinayı icat etti. Bu makinayı Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelip görenler, fotoğrafını çekenler oldu.  Osman Usta’ya patent almasını bundan ciddi bir gelir elde edebileceğini söyleyenler olsa da o, bu sözlere pek aldırış etmedi.

Dağıstan göçmeni, Şeyh Şamil’in birkaç kuşak sonradan torunu, kısa turuncu saçları ve çakmak çakmak bakan gözleriyle ilginç bir görünüme sahip, tuhaf siyasi eğilimleri olan ve doğru olduğuna inandığı şeyi aşkla savunmasıyla aklımda yer eden Osman Usta, bugünlerde çok sık tekrar ettiği özlü bir sözüyle hatrıma geliyor: ‘Öyle bir meslek seç ki; kaderin bir insanın iki dudağı arasında olmasın.’

O zamanlar tabii deli devrimiz, başımızda kavak yelleri. Böyle şeylere pek kulak asmıyoruz. Taşın sert olduğundan, ateşin yaktığından, suyun boğduğundan bihaberiz. Nitekim ne demek istediğini üzerinden 7-8 yıl geçtikten sonra ancak anladım. Niçin bu kadar tekrar ettiğini ve tüm meselesini niçin bu şiar üzerine kurduğunu da.

Yakın zamanda ziyaretine gittim. İşi büyütmüş, dükkanı ikiye katlamış. O bitmek bilmeyen zıpır enerjisi ahlakla birleşince, Allah da yürü ya kulum deyiveriyor.

Son söz olarak; nerede o dediğin iş ki gidip yapıverelim Osman Usta. İnsan bazen kendi işini yaparken dahi hırslarının, ihtiraslarının boyunduruğuna girebiliyor çünkü.

 

(*) Sınavda Çıkmayacak Sorular, Güven Adıgüzel

Share This:

4 Yorum

  • Refik 2 Mart 2017, 18:25

    Osman ustanın yanında devam etmeliydin kardeşim

    • Cihan Uluç 2 Mart 2017, 18:28

      Haklılık payın var kardeşim. 🙂

  • Ferda 28 Mart 2017, 12:06

    :)) Bence de Osman usta nın yanında devam etmeliydin.
    Yüreğine sağlık ♥

    • Cihan Uluç 3 Nisan 2018, 22:12

      Çok teşekkür ederim. Aklın yolu bir gibi.

      🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir