Düşüşe Övgü

7 Mart 2020

Sezai Karakoç’un 1974’te Diriliş dergisinde yayınlanmaya başlayan 1976 yılında Diriliş yayınlarından kitap halinde ilk baskısını yapan ‘Yitik Cennet’ kitabı Adem, Nuh, İbrahim, Yusuf, Musa, Süleyman, Yahya , İsa, Son Peygamber ya da Yeniden Bulunmuş CennetveÇıkışolmak üzere on bölümden oluşuyor.

Yitik Cennet, ‘Adem’ bölümüyle başlıyor.  Adem ve Havva’nın, şeytan tarafından kandırılıp yasak meyveyi yemesiyle soluğu dünyada aldığı onların herkesçe bilinen hikayesini kendine has üslubu ve günümüzle bağlar kurarak anlatıyor Karakoç. Örneğin, ‘Âdem ile Havva’nın Cennette öncesiz ve sonrasız yaşadıkları zaman gibiydi hayatımız Batının soluğu bize gelmeden önce.’ gibi…

Her düşüş içinde bir tövbe ihtimalini barındırır, yani yükselişi. İnsanın Allah katındaki konumunun iki kutbu olan eşref-i mahlûkat ile esfel-i safilin arasında gidip gelen bu sefer halinde en mühim anlar işte bu düşüş zamanlarıdır. İbre her ne kadar olumsuz bir noktaya doğru evrilse de yukarı doğru fırlama potansiyelini her zaman içinde barındırır. Günümüz yaygın psikoterapi uygulamalarında da kişinin davranış değişikliğine dolayısıyla ‘iyileşmeye’ en yakın olduğu an, kendini en kötü hissettiği zamanlardır.

Hiç düşmemiş, günah işlememiş, bir hata yapmamış, hiç kaybetmemiş, hiç eğilmemiş, hiçbir zaman bir mahcubiyetin altında ezilmemiş kimselerin bu potansiyelden yoksun olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca bu kimseler bir nehrin ihtiva ettiği sayısız tehlikeden ya da açık denizin ihtimal ettiği imtihanların hiçbiri ile karşı karşıya gelmemiş, yapay havuz ortamlarında yetişen balıklar gibi tatsız ve yavandır. Sizde hiçlik ve boşluk benzeri bir yakın his bırakırlar.

Düşüşsüz insanın tekamülüne nasıl inanacağız? Kendini ölçtüğüne, hakkında derin düşüncelere daldığına, bazen kendine saldırma seviyesinde acımasızca eleştirdiğine, bazı noktalarda kendisine hak verdiğine, kendisi için tuttuğu bir muhasebe defteri olduğuna,  etkilendiğine ve etkileyebildiğine, üzüldüğüne, durgunlaştığına fakat yeise yüz vermediğine nasıl inanacağız? Samimiyetsiz bir gülüşün yüzde hemencecik tanındığı gibi acı çekmiş bir yüzün uzun hikayeler barındıran yüz hatları da hemen tanınır. Bu yüzde başka bir hal vardır, sizi de bir süreliğine de olsa bu yaşanmışlığın atmosferine dahil eder.

‘Ah düşüşsüz insan, benden övgü bekleme!’ diyor Sezai Karakoç. İnsan aczini hissetmedikçe başını kaldırıp göğe bakma ihtiyacı hissetmez. Her şeye bir türlü yetmiştir ve sanal bir tümgüçlülük yanılgısı içindedir. Böylelikle düşüşsüz insan yücelerin sesinden bihaber yaşar.

Share This:

Bir yorum

  • paradoxatt 30 Mart 2020, 15:22

    Ne güzel bir yazı, teşekkürler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir