Doğmayı Bekleyen Çocuklarımıza

4 Şubat 2018

‍‘Değişim zordur. Konfor alanımızdan çıkmak istemeyiz. Rahatsız bir ortamda sıkışıp kalmışsak bile, ruhumuza işkence etme pahasına değişim riskini almayabiliriz. En azından bunu sadece kendimiz için yapmayız ama çocuklarımız için yaparız. Bu gerçek bir çocuk ya da bizden doğmak isteyen herhangi bir şey olabilir. Projeler, rüyalar, bahçeler, kitaplar ve hatta kendi sağlıklı bedenimiz bizden doğmayı isteyebilir.
Çocuklarını -yani içinde tuttuğun her şey: yaratıcı işler, taze meslekler, uçuk projeler, sanat, çılgın fikirler…- kalbinde birer yeni doğan çocuk gibi tut ve onların ihtiyaçlarına odaklan. Onlara odaklanırsan, seni korkularından kurtarıp özgürleştirirler ve değişim o an başlar.’ diyor Judith Liberman, Masallarla Yola Çık isimli kitabının ilk masalında.

Bir dönem severek dinlediğim müzik grubu Manga gibi söyleyeyim: ‘Bir köprüden geçiyorum, mutlu gibiyim sanki’.

Hemen her gün geçmek zorunda olduğum o somut köprülerin bir de metaforik yanı var. Köprü, iki dünyayı birbirine bağlayan demek. Her gün köprüden geçmek ise iki dünya arasında sürekli gidip gelmek. İkilem, dilemma ve tereddüt… Bu iki dünyanın benzer tarafları olsa da farklı yanları daha baskın. Bu durumun zenginleştiren tarafları olduğu gibi odağını bir türlü bir yere odaklayamamak, bir kaç yerde parça parça olup hiçbir yerde tam olamamak gibi dezavantajları da var.
Yazarın yukarıda da söylediği gibi sıkışıp kalmış olsak bile değişime karşı direnç hissederiz. Elimize saplanmış bir cam parçasıyla sürekli pansuman yaparak ömrünün sonuna kadar yaşamak, o cam parçasını bir operasyonla çıkarmaktan daha cazip gelebilir. Çünkü tanıdığınız ve alıştığınız bir şeydir o pansuman. Cerrahi müdahale ise belirsizlik. Sanki tecrübe ettiğiniz eski ama can acıtıcı şey, yeni ama belirsiz olumlu bir durumdan daha iyi bir seçenek gibi görünür.  Bile bile  lades, aynı sonucu elde edeceğini bile bile yine aynı şeyleri yapmaya devam etmek. Peki ama neden?

Bu durumun bir açıklaması var: bilinçli beyin ve ilkel beyin ayrımı. Bilinçli beyin; hayatın akışı içerisindeki süreçlere uyumumuzu,marketten alışveriş yapmamızı, bir durumu muhakeme etmemizi sağlayan tarafımız. Bu taraf mantıklılık esasıyla çalışır ve olaylar arasında neden-sonuç ilişkileri kurarak işlem yapar. Fakat ilkel beynin odaklandığı tek nokta vardır: hayatta kalmak. Dolayısıyla karşılaştığı her durumu iki ihtimalle değerlendirir: tehlikeli ya da güvenli. Değişim ve yeni bir durum ilkel beyin için bir tehlike sinyalidir. Alışılmışın dışına çıkılıyordur ve içinizde alarm sesleri yankılanmaya başlamalıdır.

Şimdi ise bir köprüden çok bir yol ayrımının başındayız. İki dünyadan teke, parçalanmışlıktan bütünlüğe, ait hissetmediğimiz yerden aidiyet beslemeye…

Doğmamış çocuklarımıza gelecek olursak… Onların ihtiyaçlarına odaklanıyoruz. Dünyamıza geldiklerinde sağlıklı yaşayabilecekleri bir ortamın inşası için çalışıyoruz. Onları hevesle bekliyoruz.

Umudumuz odur ki; korkularımızdan, rahat alanımızdan ve kontrolcü tarafımızdan böylece azad olabilelim.

Share This:

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir