Dikkat ve Rikkat

11 Mart 2019

 

Telsizin susmadığı, ihbarların yağmur gibi yağdığı akşamlardan biriydi. Kâh aile içi bir kavganın arasında kalmışlar, kâh parkta alkol alıp çevreye rahatsızlık veren şahısları bu kabahatlerinden men etmişler, kah bir torbacıyı satış yapmak üzereyken suçüstü vaziyette yakalamışlardı. Bu koşuşturmacanın arasında saatin nasıl 4 olduğunu anlayamamışlardı.

İnsan ancak durduğu zaman ne kadar yorulduğunu anlar.

Ekibin, yılları birer birer devirip ardına ip gibi dizmiş kurt şefi, yanındaki henüz meslekte ilk ayını doldurmuş çaylak polis Doğan’a dönerek;

-‘Geç bakalım direksiyona, biraz da sen kullan.’ Dedi.

Yer değişikliği yaparken sözlerine devam etti:

-‘Vitesi ikiye al, rölantide devriyeni at, kimseye de karışma. Ben kestireceğim biraz.’

-‘Tamam şef, sen nasıl dersen.’ dedi Doğan. İkinci vitese attı arabayı. Aheste aheste turlamaya başladı. Gece yorgun ama henüz bitmemiş, sabahın da vakti henüz girmemiş. Böyle araf saatlerde sokaklar bomboş ve sessiz. Uzaktan geçen otoyoldaki araçların uğultusu geliyor sadece, bir de sokak köpeklerinin kesik kesik havlamaları.

Kulağı, arka fonda gece boyu çalmakta olan radyoya takıldı. Hemen sesini biraz daha açtı. Tanıdık bir türkü: ‘Çarşambayı sel aldı, yârimi eller aldı’ diyor. Aklı memleketine gidiyor çünkü memleketine gitmeyeli epey olmuş. Bazen neden İstanbul’da olduğuna takılıp kalıyor aklı, burada olmak ona zaman zaman anlamsız geliyor. Tamam, maişet derdi evet, ama bazen ‘maaşımın yarısını alaydım da doğduğum, büyüdüğüm, suyunu içtiğim yerde olaydım’ dediği de oluyor.

Zihninde düşünceler düşünceleri kovalıyor. Şefi çoktan yan koltukta uyuyakalmış. Kendi tarafındaki camı aralıyor, gecenin ayazı yüzüne çarpıyor, ara ara onu yoklayan uykusu da bu hamleyle karanlığa karışıyor. Türkü azalarak biterken memleketine dair kurduğu hayaller de son buluyor. Derken burnuna bir yanık kokusu geliyor. Önce arabadan şüpheleniyor. Sağa çekip kontrol ediyor. Hayır, koku arabadan değil. Arabaya atlayıp, devriye atmaya devam ederken, bir süre sonra tekrar kokuyu ilk duyduğu sokaktan geçerken aynı koku burnuna geliyor. Hem daha da yoğunlaşmış bir şekilde. İçine bir kere kurt düşüyor Doğan’ın. Neyin nesi bu yanık kokusu?

Başını arabanın camından çıkarıp iyice teneffüs ediyor kokuyu. Nereden geldiğini anlamaya çalışıyor. Derken koku bir yerde kesifleşiyor, şu marketin önünde. İniyor, hızlıca markete doğru ilerliyor. Marketin kepenklerine dokunduğunda sıcaklığı hissediyor:

-Buldum seni işte, buldum!

Kepenkler kilitli olduğu için ön taraftan içeri girmesi imkânsız. Arka taraftan dolaşıyor ki… O kokunun kaynağını ilk kez gözleriyle görüyor. İçten içe tüten kapkara yoğun bir duman. 8 katlı bir apartmanın altında, marketin deposunda bu yangın. Hâlâ tam olarak alev almamış. Durumu fark ettiği gibi fırlıyor. Önce giriş kapısından bütün zillere basıyor. Bir süre sonra birisi giriş kapısının otomatiğini açıyor. Yukarı doğru adımları sayılamadan çıkarken; büyüdüğünü, üzerindeki üniformanın ona dar geldiğini hissediyor, öyle bir çıkmak bu.  Tek tek kapıları çalıyor. Kapıları pijamalarıyla açanlar, ilk anda ne olduğunu anlamakta güçlük çekseler de dumanı fark ettikleri gibi çoluk çocuklarını alıp dışarı fırlıyorlar. 8 katı da bitirip, bütün daireleri uyandırıyor Doğan. Bu arada itfaiye ve ambulansa da haber ediyor. Kan ter içinde aşağı indiğinde dışarı çıkanların seslerine uyanmış ekip şefini görüyor. ‘Şef’ diyor, ‘Gördün mü arka tarafı? Alev alacak birazdan. Az daha tüm apartman alacaktı.’

‘Tamam, tamam’ diyor ekip şefi, ‘sakin ol, itfaiyeyi aradın mı,  peki ambulansı?’

-‘Aradım abi, hepsine haber verdim.’ Sözlerini tamamlamaya kalmadan sokağa itfaiye giriş yapıyor ve hızlıca alev almak üzere olan ateşe müdahale ediyorlar.

Apartman sakinlerinden bir vatandaş ekip otosuna yanaşarak;

-Allah sizden razı olsun, siz olmasaydınız belki de şimdi çoğumuz… Düşünmek bile istemiyorum.

‘Ne demek görevimiz’ diyor, o merdivenleri çıkarken büyümüş, daha bir serpilmiş polis memuru Doğan. Sesin de başka bir özgüven var şimdi.

Nasıl olmasın, kaç hayatın akışına bir dikkati ile müdahale etmiş. O sokaktan öylece geçip gidebilirdi, camlarını kapatıp devriye atabilirdi, dahası o sokağa geri dönmeyebilirdi.

Bir süre sonra grup amiri adrese geliyor. Telsizden duymuş olayı. Ekibe doğru yaklaşıyor. Bizim yeni yetme memurun yüzünde mağrur bir tebessüm var. Amirinden duyacağı takdire şimdiden kendini hazırlıyor.

-‘Hayırdır Doğan, hiç icraatınız yok bu akşam? Burayı bırakın itfaiye, ambulans gelmiş zaten. Çıkın da bir narkotik filan kovalayın.’ Diyor amiri.

İlk duyduğunda hafiften yüzü asılsa da hemen toparlıyor kendini Doğan. Bir saat önce bu cümleyi duysa belki başka türlü tepki verirdi ama şimdi olgun bir tebessümle:

‘Bakalım amirim, bakalım.’ diyor ve atlıyor arabaya. Şef mi ne yapıyor? Bölünen uykusunun hesabını sormaya hazırlanıyor.

Share This:

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir