Zabıta Haberleri
POLİSİYE / 6 Nisan 2020

Refik Halid Karay’ın Guguklu Saat adı altında topladığı mizah yazılarından oluşan kitabında Zabıta Haberleri isimli makale ilgimi çekti. Yazar, yazısına şöyle bir girizgâhla başlıyor: ‘Bence günlük gazetelerdeki en önemli kısım hırsızlık, yankesicilik, yaralama gibi olayların yer aldığı ve genelde birkaç satırla geçiştirilen olaylardır. Bu olaylara satır arasından bakmayı bilenler için düşüncenin zeminini, hikâyelerinin çıkış noktasını, mütalaa ve analizlerinin merkezini oluşturabilecek malzemeler vardır. Şöyle bir düşündüm. Bugün okuduğum ve polisiye jargonda adi vaka etiketiyle normalleştirilen olaylardan biri aklıma geldi: Bir gece evinde sıcak yatağında uyurken, yan odadan gelen seslere uyanıyorsun. Gözlerin yarı açık, yarı kapalı uykundan henüz tam uyanamamışken, rüya mı gerçek mi olduğunu ayırt edemediğin bir anda karşında, yüzü maskeli, elinde güç bela kucakladığı senin henüz ilk taksidini ödediğin plazma televizyon var. Hırsızla karşı karşıyasın. İlk anda ikinizde panikliyorsunuz.  Hırsız, kaçmak için hareketlenirken elindeki plazma küt diye düşüyor evin fayans zeminine. İçin acıyor. Bir yandan en mahrem alanın ihlal edilmiş, bir yandan da can ve mal güvenliğin tehlikeye girmiş. Plazmayı elinden düşüren hırsız daha da panikliyor ve girdiği pencereye doğru yöneliyor. Hırsızla dişe diş bir mücadeleye girişiyorsun, kendi evinin holünde. Kafanda bin bir soru işareti, maskenin ardındaki kim, nasıl biri, elinde ya da belinde bıçak mı var, silah mı var,…

Beni Çok Severdi
POLİSİYE / 14 Temmuz 2019

Beni çok severdi Mahir. Geçen yazdan bu yana yanımdan ayırmadım onu. E büyüyor, yaşı 17 oldu, deli çağları bu çağlar bilirim. Biz de geçtik o günlerden.  Hep gözüm üstündeydi. Açıkçası biliyor musunuz memur bey, hep de kınardım mahalledeki çocukları.  Bu işi yapanları duyunca, bela okumadan geçmezdim. Şimdi bizim başımıza… Neden yaptı bunu bize?  Neden yapmıştır, yani ne olabilir vallahi bilmiyorum. Engelli çocuğum var, karım hasta. İşler malum durma noktasına geldi ama bu durumda bile yarı borç harç yarı eski birikmişlerden özel okula gönderdim. Cebinden harçlığını eksik etmedim. Bir istediyse iki verdim, koydum cebine, al oğlum dedim sen genç adamsın bir yerde paran çıkışmaz mahcup olursun diye. Siz telefon açınca vallahi ben kavga dövüş yaralamadır, bunlar gençtir olur diye filan aklımdan geçirerek geldim. Siz de diyorsunuz ki elinde telefon bir telefon var, sokakta bir aşağı bir yukarı volta atıyor, yanına biri sokuluyor, sonra bir el sıkışma, hızlıca uzaklaşıyor. Bunları söylüyorsunuz. Biliyor musunuz o telefon Benim birkaç gün önceki doğum gününde almış olduğum telefon. Kutusuna görünce havalara uçmuştu, artık boyu benim boyumca koca adam da olsa çocuk çocukluğundaki gibi boynuma sarılmıştı. Bir kez daha baba olduğumu hissetmiştim. Ama siz diyorsunuz ki bir süre takip edilmiş, izlenmiş.  Yanına gençten birkaç kişi sokulup cebinden…

Dikkat ve Rikkat
POLİSİYE / 11 Mart 2019

  Telsizin susmadığı, ihbarların yağmur gibi yağdığı akşamlardan biriydi. Kâh aile içi bir kavganın arasında kalmışlar, kâh parkta alkol alıp çevreye rahatsızlık veren şahısları bu kabahatlerinden men etmişler, kah bir torbacıyı satış yapmak üzereyken suçüstü vaziyette yakalamışlardı. Bu koşuşturmacanın arasında saatin nasıl 4 olduğunu anlayamamışlardı. İnsan ancak durduğu zaman ne kadar yorulduğunu anlar. Ekibin, yılları birer birer devirip ardına ip gibi dizmiş kurt şefi, yanındaki henüz meslekte ilk ayını doldurmuş çaylak polis Doğan’a dönerek; -‘Geç bakalım direksiyona, biraz da sen kullan.’ Dedi. Yer değişikliği yaparken sözlerine devam etti: -‘Vitesi ikiye al, rölantide devriyeni at, kimseye de karışma. Ben kestireceğim biraz.’ -‘Tamam şef, sen nasıl dersen.’ dedi Doğan. İkinci vitese attı arabayı. Aheste aheste turlamaya başladı. Gece yorgun ama henüz bitmemiş, sabahın da vakti henüz girmemiş. Böyle araf saatlerde sokaklar bomboş ve sessiz. Uzaktan geçen otoyoldaki araçların uğultusu geliyor sadece, bir de sokak köpeklerinin kesik kesik havlamaları. Kulağı, arka fonda gece boyu çalmakta olan radyoya takıldı. Hemen sesini biraz daha açtı. Tanıdık bir türkü: ‘Çarşambayı sel aldı, yârimi eller aldı’ diyor. Aklı memleketine gidiyor çünkü memleketine gitmeyeli epey olmuş. Bazen neden İstanbul’da olduğuna takılıp kalıyor aklı, burada olmak ona zaman zaman anlamsız geliyor. Tamam, maişet derdi evet, ama bazen ‘maaşımın yarısını…