2016 Alıntıları
ALINTILAR / 28 Mayıs 2017

Bu satırların altında 1 yıl boyunca okumuş olduğum kitaplardan kısa alıntılar mevcuttur.   AMAT-İHSAN OKTAY ANAR(İletişim) İlk kez öldürdüğünde bir değil sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun. Yeni doğmuş ve annesi tarafından emzirilen o bebeği öldürmüş olursun. Babasının başını okşadığı o çocuğu da, bir genç kıza aşkını ilan eden o delikanlıyı da, zavallı bir kadının kocasını da, savaşa giderken ailesi tarafından uğurlanan o masumu da… Bütün bu kişileri öldürmüş olursun. İkinci kez öldürdüğünde alt tarafı bir tek kişi öldürmüşsündür. Üçüncü kez ise, kimseyi öldürmüş sayılmazsın. (138) MÜSLÜMANCA YAŞAMAK- RASİM ÖZDENÖREN(İz) Başka bir husus da, arifin muhatabına yaptırmak istediği şeyi, onu azarlayarak, kınayarak ortaya koymamasıdır. Bu işi hal üslubu ile ortaya koyar: yapılmasını istediği hususu muhatabı sanki başından beri yapıyormuş gibi davranır. İnsan başkasında kınanacak bir şey görüyorsa, onun varlığını en başta kendi nefsinde irdelemelidir. (126) EV YAZI TAHTASI-MUSTAFA AKAR(Lamure) Kuş gibi hafif olmalıdır tüy gibi değil( Valery) Modern bina tasarımıyla önce avlularla olan bağı kesildi insan tekinin. Avlu hayattı oysa birkaç kişilik bir bahçeydi.İnsanın kendini güvende hissettiği, doğaya el kadar mesafede oturduğu güzelim avlular şimdi ya tarihe karıştılar ya da yılların, yüzyılların yükünü omuzlamış tarihi yapıların korunağında kendi makus kaderleri ile başbaşa bırakıldılar. Aynalar ve babalar tiksinçtir, ikisi de insanı…

Varoluşun Keşfi/Rollo MAY
ALINTILAR / 4 Eylül 2016

Yaşamın anlamını bulma konusunda tereddüt yaşayan ve ye’ise düşen insanın bu kaygıyı; apati (dış dünyaya ilgisizlik, kayıtsızlık), manevi tembellik, hedonizm, intihar gibi yöntemlerle bastırmaya çalışıyor. Değerler olmasaydı, elimizde yalnızca ümitsizliğin çoraklığı kalırdı. İnsan denilen yaratıklar hala merak eden, bir sanatla kendinden geçen, sembolleri bir araya getirip şiirler oluşturarak yüreklerimizi neşelendiren, büyük hayranlık ve huşu ile gün doğumunu seyreden bireylerdir. (Sayfa 13)   Kaygı, kişinin korktuğuna karşı duyduğu arzudur. (Kierkegard)   Doğaya karşı verdiğimiz mücadele artık kendimize açtığımız bir savaşa dönüşmüştür. (Sayfa 18) Jung, ‘etkili bir terapide hem terapist hem de hastada değişim gerçekleşir. Terapist değişime açık değilse, hasta da değişmeyecektir. (Sayfa 28)   …Hastanın davranışlarını bir mekanizma olarak anlamaya çalışma kaygımızın, onun gerçekten ne deneyimlediğini anlamamızı ne çok engellediğini görür ve şaşırırım. (Sayfa 31) Nevroz, aslında bireyin kendi merkezini, kendi varoluşunu korumak için kullandığı bir yöntem değil midir? (Sayfa 33) Bir terapist olarak ben, hastalarımın istekler, kararlar ve tercihlerle ilgili ifadelerinin büyük bir önem taşıdığına inanıyorum. Hastamın dile getirdiği ‘belki yapabilirim, belki deneyebilirim’ gibi minik ifadeleri çok iyi duyduğunu belli etmeden öylece sarf edip geçmelerine izin vermem. (Sayfa 35) Ona psikoza girme korkusunun ailesine karşı durmaktan kaynaklanan bir kaygı olup olmadığını sordum. Sahiden de kendisi olmak delirmekle eş anlamlı mıydı?…

Yazı ve Yazgı/Hüseyin SU
ALINTILAR / 31 Ağustos 2016

Jule Renard, yazıyla uğraşan herkese yazar olan bir insanın, aynen soluk aldığı gibi yazması gerektiğini öğütler.(Önsöz’den) Önsöz’den ‘Yürümek+ hiç durmamak+ ödünsüz+namlusundan kurşun çıkan-hala çıkan- sıcaklığında yürümek.’   (Nuri Pakdil) İnsani erdemlerin tümünü de yüreklerinden söküp atan granit insanın durduğu yerden ibaret dünyamız: Daha şimdiden değerleri tanınamaz bir uygarlık kalıntısı halinde. (16) Oysa mütemadiyen doğurgan bir hayatı amaçlamalıyız. Dirimin ucunu bir kez yakaladık mı, ardını bırakmadan sonuna dek izini sürmeliyiz, hiçbir zaman insani yılgınlıklarımıza teslim olmamalıyız. Acımız da, sevincimiz de, sıkıntımız da,  mutluluğumuzda doğurgan olmalı, bizi çoğaltmalı ve tamamlamalı. Bir damlayı büyük bir denize dönüşterebilmeliyiz her zaman. Ütopyamız hep ufuklarımızda olmalı. Bizi, ardısıra götürecek olan, yitirdiğim giz’in izini ne yapıp edip bulmalıyız. Her şeyi en bayağı haliyle somut ve hem de gereğinden çok fazla somut olarak algılama ve bulma heva ve hevesimizi bir türlü yenmeyi başarmalıyız. (18) İşte burada, her gün yenilenen, yeni ve incelen bir duyarlık ve yeni bilgilerle donanan bir bilinç gerekli bize. Evet, Pasolini haklı; hepimiz tehlikedeyiz, çünkü hepimiz gafletteyiz. (21) Teyekkuz hali ve aydınlık bir görüş alanı, kuşkusuz ateş emrinin yerine getirilmesinin  ilk ve temel koşuludur. Ardından bütün niyet ve çabalarımız, harekat dairesindeki külli ve cüzi tasarımlar çerçevesinde kendisine yol bularak seyredecektir. Çünkü , J. Ortega Y. Gasset’in…

Üsküdar’da Bir Attar Dükkanı/Ahmed Yüksel ÖZEMRE
ALINTILAR / 31 Ağustos 2016

  Baharatı ve yemeklerin terkibine giren diğerlerini sıralarsak: toz ve tane karabiber (karabiberin Akbıyık diye maruf olan türü pek aranırdı), yeni bahar, toz ve kabuk tarçın, toz ve kök zencefil, kimyon, kırmızı biber, sumak, karanfil, havlican, kişniş , mahlep, sahlep, çörek otu(karaca ot),susam, Hindistan cevizi, anason, dolma fıstığı, kuş üzümü, karbonat, limon tuzu, nöbet şekeri ve kabartma tozunu sayabiliriz. Safran ise birer gramlık paketler halinde teneke kutuda saklanırdı. Bunların altındaki rafta da kitre ve üstübeç ile ismini hatırlayamadığım daha bir sürü maddenin kutuları bulunurdu. (Sayfa 28)   Attarlık, yalnızca bu maddeleri satmak değildir. Attarlık, aynı zamanda, şifa veren bitkiler aracılığıyla insanların rahatsızlıklarını gidermeyi amaçlayan bir nevi pratik hekimliktir de.    (Sayfa 29)   Şimdi düşünüyorum da, gerek Saim Efendi Amca’nın gerekse babamın ne kadar büyük, ne kadar sağduyulu mürebbiyeler olduğunu daha da iyi idrak ediyorum. Bana mızraklı ilmihal’ın umdelerini teorik olarak ve sert bir eda ile korkutarak ezberletmek yerine, önce Hz. Peygamberin ve Onun sadık yakınlarının muhabbetini aşıladılar. ‘Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla’ kabilinden ortadan anlattıkları menkıbelerde işledikleri hep: ‘Allah’ın birliğine imanın insanı nasıl yücelttiği ve insanı nasıl sadakat, cesaret, selabet, dirayet,feragat, ittika, adelet, merhamet ve ihsan vasıflarıyla teçhiz ettiği’ idi. Allah her ikisinin de makamını cennet eylesin! (Sayfa…

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu/Peyami SAFA
ALINTILAR / 27 Ağustos 2016

  Ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürüdüm. Ben de o muayene odasının ve nice muayene odalarının önünde senelerce bekledim. Benim yanımda büyüğüm de yoktu. Yalnız başıma demir parmaklı kapıdan içeriye girerdim, dokuzuncu hariciye koğuşuna doğru ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm,camlı kapıların garip bir beyazlıkla vuran ve içimdeki korku ile karışarak yuvarlanan parıltıları arasında dehlize  girerdim ve yalnız başıma bir köşeye ilişirdim, kımıldamazdım, susardım, beklerdim, korkudan büzülürdüm, rengimin uçtuğunu hissederdim. (Sayfa 7) Arkamda açık duran balkon kapısından hafif bir rüzgar giriyor, salona ıhlamur ve gül kokusu getiriyordu. Odaya ışık girinceye kadar gözlerimi hafifçe kapadım, bu köşke ait hatıralarımın uyanışına kendimi bıraktım.  Paşa’nın ağır ve yeknesak sesi, kendisine ayırdığım küçük dikkati yormuyor, içimdeki hayallerin serbest uzanışı bozmuyordu. Daha pek küçük yaştan beri, karşımdakini dinlediğim halde içimden başka şeyler düşünmeyi, zihnimi iki dikkatle çalıştırmayı öğrenmiştim. Karanlık da buna yardım ediyordu. Fakat odaya ışık girince dışarıyla meşgul oldum. (Sayfa 18) Istırap ağırlığıma bir şeyler katıyordu. Birçok fedakarlıklara hazırlanmak lazım geldiğini anlıyordum. İçimde hep ne olduklarını bilmediğim gizli ve meçhul ümitlere sarılmıştım; onlar olmasa bir saniye bile nefes alamazdım; çünkü bütün hesaplar aleyhime çıkıyordu, bu meçhul ümitler beni aldatırlarsa mahvolacaktım. (Sayfa 25)   Fakat etin kokusu beni teşrihhaneyi hatırlattı. Birdenbire  damağımda çürümüş bir insan eti lezzeti,…

Batı Notları/Nuri PAKDİL
ALINTILAR / 26 Ağustos 2016

Çok Türk görüyorum. Bu geometriye yabancılar. Sanırım Almanlar da,onların bu yabancılığını, makinelerinin bir parçası olarak çalıştırıyorlar. Ne var ki, geometri boşlukta, sağlam dayanakları olmasa gerek. Akıl, belli bir oranda işlevini yapsa bile, ya kalbin işlevi? Almanlar  makineye sığınmışlar. Ölümden korktukları için  mi? Makineye güven olmaz! Makine bu korkuyu yenecek güçte olmak şöyle dursun, manevi değerleri talan ettiği için , Batılıyı ölüm karşısında sığınaksız bırakmıştır.  Bu talandan sonra, kala kala makine kalmıştır güya sığınak olarak. İşte çelişkileri! Oysa ölüm korkusunu, ancak ölümötesi hayata inanarak yenebiliriz. (Sayfa:14)          Sık sık heykel. Taş, taş olmaktan çıkıyor; insan da olmuyor. Taş, insanın yerini tutamaz ki! Anımsamanın,saygı duymanın taşla hiçbir ilgisi yoktur. Heykel, saçmalığın taşlaşmasıdır; ilkelliğin de simgesi. Ama, batılılar, akıl almaz bir bağnazlıkla koruyorlar bu simgeyi. Heykele saygı duyula duyula Tanrı inancı yitebilir insanın içindeki. Çünkü saygı taş kesilirse,insan kolaylıkla aşamaz önündeki engeli. Heykel düşüncesinin kökeninde, ne biçimde ve ne oranda olursa olsun,bir put vardır. Put, tanrı düşüncesinin karşıtıdır. Tanrı düşüncesi içimize dolmadan kendi kendimize aşamayız; kendi kendini aşmadan da bunalımdan kurtulma olanağı yok insanın.         (Sayfa:25)   Amerika çekilecek Vietnam’dan;bir üs yapmalı İsrail’de. Savaşsız bir Amerikan ekonomisi çökebilir.Amerika için ülkesi dışındaki savaşlar,alıcıları hazır pazar yerleri anlamına gelir. Batılılar, yüreklerinin en gizli köşelerinde hala…