Bu Neyin Savaşı

5 Ocak 2017

Yazı dizisinin ilk yazısı: Bu Neyin Kafası

Yazı dizisinin ikinci yazısı: Bizi Neyle Korkutuyorsunuz

 

Kumrulu ahalisi beklemekten bitap düşmüş, ‘nerede kaldı o yiğit’ diye inim inim inliyordu. Bıçak kemiğe dayanalı çok olmuş, sabır taşı da çatlamak üzereydi.

İşte böyle çaresiz bekleyişten taş kesildiğimiz bir günde, bakışların üzerimde yoğunlaştığını hissettim. Kafamı kaldırdım ve arkadaşlarıma baktım. Ne oluyordu yahu?

Aklımdan geçenle başıma gelenin aynı şey olduğu gerçeği ile yüzleşmem çok uzun sürmedi. Ev ahalisi fedai olarak beni seçmiş, kınalı kuzu gibi bir kenara ayırmıştı. İlk tepki olarak ‘hedef ben miyim abi, hedef ben miyim’ diye bağırdım ve  ‘hayırrrrr!’ diye yüksek desibelli bir çığlık attım. Civar evlerden sesimi duyan komşular bu sefer de çığlığımdan dolayı kapıya dayanmıştı. Sanki bizim için sürekli kapımıza dayanan birilerini görmek mukadderdi.

İlk şoku atlattıktan sonra görevden kaçacak yer olmadığını anladım. Madem ev ahalisi beni uygun görmüştü, başa gelen çekilir diyerek durumu kabullendim. Hatta ‘ben bu oyunu bozarım’ şeklinde nara attığıma şahit olanlar olmuştu. Artık ‘Tatar Cio’ olarak göreve hazırlanıyor, yeminli hareketimi daha da geliştirmek için çabalıyordum.

Yine evde  zırhımla oturup muhtemel cedel için fırsat kolladığım günlerden birinde, Murat  yan taraftaki odada temizlik yapıyordu. Biriyle konuşma seslerini duydum. Evde iki kişiydik, benle değilse kimleydi? Merakımı gidermek için Murat’ın bulunduğu odaya doğru yöneldim. Pencere kenarına yaklaştığımda bir de ne göreyim. Yel değirmeni teyze ve işbirlikçisi camdaydı. Murat’ı çeşitli numaralarla ağlarına çekmeye çalışıyorlardı. Aylardır beklediğim, zihnen ve bedenen hazırlandığım an işte bu andı. Bir hanenin makûs talihi ve gülmeyen kaderi ellerimin arasında öylece duruyordu.

İlk iş olarak Murat’ı camdan uzaklaştırdım. Birazdan burada kötü şeyler olabileceğini belirttim ve eğer kan tutuyorsa camdan uzak durmasını istedim. Yekpare bir sorumluluk hissinden bezeli ruh halimle cama doğru yanaştım. Uzun ince cüssemi dışarıya doğru çıkardım. Gözlerim cavcaklıydı ve çok tehlikeliydim. Gözlerime bakacak bir delikanlı bulamıyordum.

Kestik!

Hikayenin devamını Murat’ın ağzından dinleyelim:

‘Şimdi evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde, ne içindeyken zamanın ne de büsbütün dışındayken, develer tellal, pireler barbar, Bursa çok heyecanlı iken, günlerden bir gün biz temizlik yapar iken, ben tvli odanın pencere önünü tıngır mıngır siler iken, bu abla bize laf attı. Laf, televizyonlu oda penceresinin karşı ve bir üst tarafındaki kattan geldi. Bu kısımda arada bir sigara içmeğe çıkan bu abla, genç dimağlara laf atmaya adeta bir sebep arıyor gibi, elimdeki Vileda marka viledayı (selpak etkisi var bunda, marka ismiyle anılan cisimler meselesi) işaret ederek ‘Scotch Bride al’ dedi. Ben “Bana demiyor herhalde, çünkü bizim eve İskoç Gelin girme ihtimali nerden baksan zor” diye düşünürken abla bu lafı tekrar etti. Kendisiyle göz temasına mecbur kalınca da “onlar daha kaliteli oluyor, bla bla bla” falan diye devam etti. Çok fazla muhatap olmak istemediğim için kendisine ‘hmms pekii’ tadında bir yanıt verdim. O sırada yandan perde sıyrılıp şeytan kendini gösterdi. “Ney çalan sen misin, ney çalıyorsun bakayım” gibi karışık bir sinyal yolladı bana… Orada anladım ki tüm bunlar bir tiyatro. Resmen bu ağa çekilmişim ve birazdan karadullara yem olacağım. Çaresizce ölüm anımı beklerken gerilerden davul sesleri duyulmaya başladı. Geliyordu. O geliyordu. Yeminli hareketiyle geliyordu. Beni tutup ağdan kurtardı, sonra da ağı tutup bir kenara attı.

– Evet, nedir konu?

– Yavrum bir şey demiyoruz, sadece Scotch Bride alsanız daha iyi olur, onlar kaliteli dedik.

– Bacım bizimki de parex değil herhalde, bu piyasaya ismiyle damga vurmuş, ünlü imparatorlara ‘veni vileda vici’ dedirtmiş kutsal bir ürün sonuçta. Ama konumuz o değil, burada bir soru daha soruldu. Ben onun için buradayım.

– Yavrım ney çalıyorsunuz çok ses oluyor.

– Bak üst komşu! O bir kere çalınmaz üflenir. Önce şunu sok o aklına. İkincisi; biz saatlere dikkat ediyoruz, gece geç saatte çalmıyoruz, sabah erken çalmıyoruz. Ne yapalım komşu ne yapalım, yaşamayalım mı? Siz ve sizin gibiler yüzünden memlekette sanatçı yetişmiyor. Bu topraklarda kim bilir kaç tane potansiyel gitarist, viyolonist, baterist hatta oboist var. Ama hep aynı mevzu yüzünden potansiyel olarak kalıyorlar: Alt/üst/yan/çapraz komşu ne der… Ben buna, bu mahallede, bu an itibariyle dur diyorum. Kime şikâyet edeceksen et, bu ney üflenecek!

Cam kapatma sesini eğer kaydedebilseydim, desibel rekoru başvurusu için Guiness’in kapısını çalardık gibi. İyi para veriyorlarmış çünkü. Ama mühim olan, Cihan’ın sazı, mızrağı eline alıp yel değirmeni teyzeye girişmiş olmasıydı. Teyze bu dakikadan sonra hayatına geri vites olarak devam etti ve hiçbir çöpümüze karışmadı. Hatta üst kattan ne idüğü belirsiz o cisimle tık tık bile yapmadı.”

( Devam Edecek…)

Yazı dizisinin ilk yazısı: Bu Neyin Kafası

Yazı dizisinin ikinci yazısı: Bizi Neyle Korkutuyorsunuz

Share This:

4 Yorum

  • Kılıçaslan 5 Ocak 2017, 13:21

    Mahalle baskısı bükücüsü 🙂

    • Cihan Uluç 5 Ocak 2017, 14:19

      Son teyze püskürtücü..:)

  • Tellioğlu 7 Ocak 2017, 10:47

    Bu Ney’miş arkadaş !

    • Cihan Uluç 8 Ocak 2017, 18:32

      Neamış…..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir