Bizi Neyle Korkutuyorsunuz

31 Aralık 2016

Yazı dizisinin ilk yazısı: Bu Neyin Kafası

 

Yenibosna, apartman hali, eski binalar, ince duvarlar. Ses yalıtımı diye bir şeyi hak getire. Bu sebeple hiç üst kata çıkmamış olmamıza rağmen evdeki tüm muhabbetlere hâkimdik ve adeta odamızın üstünde bulunan komşu evin salonuna yönelik sürekli bir misafirliğimiz vardı. Üst kat komşularımızın aile içi tartışmaları, çocukları ile yaşadıkları gerilimleri, takip ettikleri TV dizileri, müzik zevkleri… Üst katta ne pişiyorsa bizim odamıza o düşüyordu. Tam tersinden bakacak olursak bizim odada gürültü nev’inden ne oluyorsa yukarı o çıkıyordu.

Üst komşumuz ilk kez kapımıza dayandığında, ‘evde flüt çalan biri mi var’ şeklindeki sorusuna, ‘hayır, evde flüt çalan biri yok’ şeklinde kıvrak bir yanıt verdim. Yalan değildi, evde flüt çalan biri yoktu! Üst komşumuzun ilk tehlikeli atağını usta bir hamleyle katımızdan uzaklaştırmıştım. Mağrur bir ifadeyle kapıyı sertçe kapamış, o anda kafamda çalmaya başlamış olan Dombıra müziği eşliğinde odama  geçmiştim. O sıralar her şeyden habersiz zafer tamtamları çalarken, bunun önü ardı kesilmeyecek üst kat teyzesi akınlarının birincisi olduğunu nereden bilebilirdim!

Bir kere onun adı neydir. Üst kat teyzesine ilk nemi buradan kapmıştım. Flüt neymiş yahu. Yani flüt ney değilmiş aslında, flüt flütmüş ney de ney. Aman, neyse ney! (Bknz. Ney İsmi Üzerinden Türetilmiş Espriler Antolojisi, s.79)

Çalışmam gerekiyordu, neyin sesi halen çok cılızdı ve ney serüvenimde yeni bölümlere geçmek istiyordum. Ney üfleme sıklığım arttıkça üst kat teyzesinin kapımıza dayanma davranışı doğru orantılı olarak artış gösterdi. Uyarılarını art arda sıralıyor, bize Belediye Kanunu, Apartman Yönetmeliği gibi yasal yaptırımların varlığından bahis açarak, üstü kapalı tehditler savuruyordu. Böyle bir kanun var mıydı, bu yönetmelik uygulanıyor muydu, bizi içine alacak yaptırım maddelerine sahip miydi? O zaman merak edip araştırmadığımız gibi sonrasında da merak edip araştırmadık.

Baskılar bizi yıldıramazdı. Ney üflediğimiz saatlere azami dikkat etmeye çalışıyorduk. Akşamları 21.00’den sonra sabahları 11.00’den önce neyi kesinlikle elimize almıyorduk. Arada kalan bu zaman diliminde de üst komşu teyzemizin muhtemel öğle uykusu/siesta vakitlerini de kolluyor, bu saatlerde üflememeye gayret ediyorduk. Fakat bize bir kere kafayı takmış bu teyzenin hem uyanık hem uyuyor olması aynı derecede aleyhimize bir durumdu.

Bize kafayı taktığını apartmanla alakalı birkaç mevzuda anlamıştık. Giriş-çıkış saatlerimizi gözlüyor, eve kim girdi kim çıktı kolluyor, 19.00-21.00 saatleri arasında mutabakata varılmış çöp çıkarma saatlerine en ufak bir riayetsizliğimizi tespit ediyordu. Raporlamasını tamamladıktan sonra gerekli uyarıları yapmak üzere apartmanın kolluk kuvveti edasıyla kapımızda soluğu alıyordu. Resmen takibindeydik, giderek bizi kıskacına aldığını hissediyorduk.

Bu durum bir süre böyle sürüp gitti. Son zamanlarda kapıya inmeleri azalmıştı fakat bu sefer yeni bir uyarı yöntemi geliştirmişti. Artık ney üflediğimiz zamanlarda, türünü tespit edemediğimiz bir cisimle tavanımıza ritmik uyarı dalgaları bırakmaya başladı. Duymazdan gelip üflemeye devam ettiğimiz anlarda ise vurmalarının şiddetini ve sıklığını arttırıyordu.

7/24 oradaydı. Varlığını iliklerimize kadar hissediyor, ruhunu Kumrulu Sokak’tan girdiğimiz ilk andan itibaren duyumsuyorduk.

Bu amansız soğuk savaş böyle sürüp giderken ev kadrosuna yeni bir arkadaşımız dâhil olmuştu. Murat, beraberinde getirdiği bir dolu eşyayla birlikte safi hislerle gitarını da getirmişti. Eline alıp eski evindeki gibi çalmaya başladığında korkarım ki nasıl bir sıkıyönetim altına geldiğini bilmiyordu. O’na savaşın tam ortasında olduğumuzu söylemek isterdim ama bunu yaşayarak öğrenmesini istedim. Dirayetli ve sıkı savaşçılara ihtiyacımız vardı. Ham iken pişmesini sonra yanarak çelik gibi bir iradeye dönüşmesini umuyordum.

Murat’ın pişme süreci hiçte kolay olmadı. Zaman zaman umutsuzluğa yenik düştüğümüz anlar oldu. Eve geldiği ilk zamanlar normal desibellerde, coşkulu şarkılar çalan Murat, zamanla üst kat teyzesinin etkili müdahaleleri ve sindirme politikaları sonucunda giderek pes seslere düştü. Artık coşkulu, enerjik ve yükselen parçalar çalmıyor; ağır ritimli depresif parçaları tercih ediyordu. Ne kadar doğrudur bilmem ama bir süre sonra Murat’tan aldığımız bir habere göre; gitarı tiz ve yüksek perde seslere o kadar uzak kalmış ve öyle değişik bir pas bağlamış ki pes sesler dışında ses veremez olmuş.

Pes doğrusu!

Üzerimize bir heyula gibi çöken, rüyalarımızda karabasanı oynayan, korku filmlerindeki başkarakterle özdeşleştirdiğimiz bu üst kat teyzesinin amansız akınları bir son bulacak gibi görünmüyordu. ‘Suçla’ yani bizimle mücadelesini yeni yöntem ve tekniklerle güncelleyerek devam ediyor, her yeni gün bizi şaşırtacak bir hamle ile geliyordu. Bu zulme dur demenin zamanı gelmişti ama bu nasıl olacaktı? Kumrulu 12/5 ahalisi bir Don Kişot’a hasretti. Nerede kalmıştı o yiğit ki bir hamlesiyle bu yel değirmeni teyzeyi berhava edecekti…

 

Dizinin devam yazısı: Bu Neyin Savaşı

 

Share This:

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir