Batı Notları/Nuri PAKDİL

26 Ağustos 2016

Çok Türk görüyorum. Bu geometriye yabancılar. Sanırım Almanlar da,onların bu yabancılığını, makinelerinin bir parçası olarak çalıştırıyorlar. Ne var ki, geometri boşlukta, sağlam dayanakları olmasa gerek. Akıl, belli bir oranda işlevini yapsa bile, ya kalbin işlevi? Almanlar  makineye sığınmışlar. Ölümden korktukları için  mi? Makineye güven olmaz! Makine bu korkuyu yenecek güçte olmak şöyle dursun, manevi değerleri talan ettiği için , Batılıyı ölüm karşısında sığınaksız bırakmıştır.  Bu talandan sonra, kala kala makine kalmıştır güya sığınak olarak. İşte çelişkileri! Oysa ölüm korkusunu, ancak ölümötesi hayata inanarak yenebiliriz.

(Sayfa:14)

         Sık sık heykel. Taş, taş olmaktan çıkıyor; insan da olmuyor. Taş, insanın yerini tutamaz ki! Anımsamanın,saygı duymanın taşla hiçbir ilgisi yoktur. Heykel, saçmalığın taşlaşmasıdır; ilkelliğin de simgesi. Ama, batılılar, akıl almaz bir bağnazlıkla koruyorlar bu simgeyi. Heykele saygı duyula duyula Tanrı inancı yitebilir insanın içindeki. Çünkü saygı taş kesilirse,insan kolaylıkla aşamaz önündeki engeli. Heykel düşüncesinin kökeninde, ne biçimde ve ne oranda olursa olsun,bir put vardır. Put, tanrı düşüncesinin karşıtıdır. Tanrı düşüncesi içimize dolmadan kendi kendimize aşamayız; kendi kendini aşmadan da bunalımdan kurtulma olanağı yok insanın.

        (Sayfa:25)

 

Amerika çekilecek Vietnam’dan;bir üs yapmalı İsrail’de. Savaşsız bir Amerikan ekonomisi çökebilir.Amerika için ülkesi dışındaki savaşlar,alıcıları hazır pazar yerleri anlamına gelir.

Batılılar, yüreklerinin en gizli köşelerinde hala duran ‘Ortadoğu korkusu’nu hala atamamışlardır.  Nedir bu korku?  Ortadoğuluların, İslam uygarlığını yeniden gün yüzüne çıkarma olasılığıdır. Kuşkusuz görünürde böyle bir korkuları yoktur, içleri çok rahattır. Ne var ki, bir de bilinçaltı bulunuyor  insanda; işte bu duygu var Batılıların bilinçaltında. Ya bir gün Ortadoğulular, inançlarının gösterdiği birlik çizgisinde el ele verip ‘Biz bütün ortadoğu ulusları, bir ülkeyiz bundan böyle’  derlerse, Batılılar kimleri sömürebileceklerdir? Afrika’yı mı? Afrika’nın gözünü açan ve İslamı seçen ulusları da bu birliğe katılmak için acele edeceklerdir.  Asya’yı mı? Gittikçe yükselecek bir duvar orası.

    (Sayfa:34)

 

İdeoloji benim dünyamdır. Bana, geçmişimi anımsatır, bugünümü belirler, geleceğimi tayin eder. Çünkü ,ödevimin ne olduğunu, ancak ideolojik davranışlar içinde anlıyorum.                                                                                                                                                                                                                                                              (Sayfa:39)

 

Yurdumun çağ için gereği belli. ‘Umut’ kelimesin yerine ‘Türkiye’ adını yazsak yeridir. Çünkü Türkiye, yalnız kendisi için değil, Ortadoğu ülkeleri için de varolmak zorundadır.

(Sayfa:46)

Nasıl bir kişidir  ‘Batıcı aydın tipi’ Tarihini yadsımış,uygarlığından kopmuş,bağsız, boşlukta sallanan, hiç bir tutumu ile artık ülkesinin insanına benzemeyen biri. Her alanda görüyoruz bu kişileri. Öncelikle de, kültür alanında ortaya çıkarlar.

(Sayfa:47)

 

Ya bu arabalar? Teknolojinin sinir uçları, otomobil bir araç olmaktan çıkmış, amacı olmuş insanın. Ruhumuz talan ediliyor konformizmle. İnancın ve bağlanışın ve ‘başkaları için özveride bulunma’ duygusunun yerini konformizm alıyor. Bir teknoloji putu. Otomobil bir örnek.Ruhsal açlığını gideremeyen insanın zihni tembelliği arttıkça, konformizmin insan üzerindeki yıkımı çoğalacaktır.

Hız telaşı tedirgin etti iç sistemimizi. Belki ”en iyisi yürüyerek gidilir yaşamaya”.

                                                                                                          (Sayfa:54)

Yüreğimizin yarısı Mekke’dir, geri kalanı da Medine’dir. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır.

(Sayfa:60)

Bundan olacak,uygarlığımızın özündeki inançta ‘gezi’ye övgü vardır. Bir konuda yılgıya düşmüşsek, gezide kurtuluruz bundan. Yeni yerler görmenin kıvancı, umudu içimizde yeniden egemen kılar. Doğanın sonsuzluğunu gezi ile kavrayabiliyoruz.  Çünkü yalnız oturduğumuz şehirlerde çarpmıyor doğanın yüreği! Beni çokça Tanrı düşüncesi sarar yolculukta.  Aslında yaşamın da bir yolculuk olduğunu, belki, en iyi yolcukta anlıyoruz.                                                                                

                                                                                                          (Sayfa:74)      

Eiffel Kulesini görüyorsunuz! Gökten bir haberci beklermiş gibi; tetikte. Oysa her şey gökten inerek ve bütünlenerek ve gökle yerle denenerek, insana teslim edilmiştir. Eiffel kulesi bu kadar bekleyişten sonra boynunu bükmeli ve toprağı dinlemelidir. Toprağın çağrısına  kulak veren insan, topraktan yaratıldığını ve toprağa döneceğini unutmaksızın ve topraktan da kopmaksızın bir şeyler yapabilir.

(Sayfa:84)

Türkiye’ye dönerken dört gün kaldığım Roma: Put kuyusu.

(Sayfa:103)

Share This:

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir