Baltalimanı Kanunları

18 Eylül 2016

 

            İşbu yazı, Baltaliman’ında gözlemlediğim ve aşağıdaki şekliyle derlediğim birkaç öznel kuraldan ibarettir.

 

Kural 1:

Olta balıkçılığı;  büyük heveslerle gelip eli boş dönmeler, nice çapariyi ve oltayı zayii etmeler,  kancayı balığa takacak yere çokça eline, yüzüne ve kıyafetine takmalar gibi bir bedeli olan tecrübelerle öğrenildiği için usta balıkçılar da yanlarına birkaç püf nokta öğrenme umuduyla yanaşan çaylak balıkçılara ilk etapta pek yüz vermezler. Zannımca onların da bedel ödemesini ve bir mesafe kat etmelerini isterler. Bu yüzden usta balıkçıların soğuk ve aldırmaz tavırları anlaşılabilir bir durumdur.

 

Kural 2:

Hiçbir balıkçı mesken tuttuğu alana yeni bir balıkçı gelmesinden hoşlanmaz. Gelen balıkçının; kısa mesafe istavrite atacak çaylak bir balıkçı olması bile ortamı ısıtmaya yetmez. Usta balıkçı olarak sizin hâl ve hareketlerinizden bağımsız, sadece yanına sandalye açmanızdan ötürü ‘a priori’ olarak kıl kapmıştır bile. Panikleyip alınganlık etmeyin. Her ne kadar bu ilişkiye eksilerden başlıyor olsanız da bu durumu tersine çevirmek sizin elinizdedir. Size aşinalığı arttıkça, sonraki günlerde sizi yine aynı yerde gördükçe umulur ki aradaki buzlar erimeye başlasın.

 

Kural 3:

Usta balıkçılar özellikle gün doğumu ve gün batımı gibi balıkçılıkta kritik zaman eşikleri olan bu anlarda çinekop, lüfer, izmarit gibi görece büyük deniz balıklarına uzun mesafe atışlar yapmaya başlarlar. Oltayı atıp, üç ayaklı mekanizmaya kilitledikten sonra gözlerini oltanın ucuna sabitlerler. Bir tür vecd halini andıran bu trans durumunda, dış dünyaya algılarını kapatıp tüm dikkatlerini oltanın ucundaki hareketliliğe verirler. İşte çaylak bir balıkçının yapabileceği en büyük hatalardan biri böyle bir anda usta balıkçıya seslenmek ve bir şeyler sorarak onun dikkatini dağıtmaktır. Bu durum onları, kırmızı görmüş kızgın boğa gibi öfkelendirebilir. Çünkü bozulan dikkat,  vur-kaç yapan av ve tırtıklanmış yem demektir.

 

Kural 4:

Eğer çaylak bir balıkçıysanız ve Baltalimanı civarında kendinize bir yer edinmek istiyorsanız tecrübesizliğinizi gizlemek adına bir takım perdeli tavırlarda ve usta görünümlü davranışlarda bulunmayın. Usta balıkçı sizin kurduğunuz cümlenin yapısından tutun da oltayı tutuşunuza kadar küçük ipuçlarından  ne seviyede olduğunuzu kolayca sezecektir. O yüzden böyle samimiyet karşıtı bir ortam oluşmasına müsaade etmeyin. Dik başınızı yamultun ve öğrenmeye odaklanın. Bu böyledir, çıraklığını yapmadığınız işin ustası olamazsınız.

 

Kural 5:

Zamanla ilişki kurdukça ve yeni balıkçılarla tanıştıkça birbirinden farklı ve birbiriyle çelişen bilgiler elde edebilirsiniz ve bu durum kafanızı karıştırabilir. Paniklemeyin. Nüanslar her zaman vardır. Balık tutmanın tek bir yolu yoktur ve her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır.

 

Kural 6:

Gün batımına yakın, usta balıkçılar sahile dolmaya başlar. Emirgan iskelesini Karadeniz istikametinde biraz geçtikten sonra Huqqa Kafe ve Sabancı Müzesi önü olarak bilinen sahil kısmı bu yoğunluğun başını çeker.

Eğer çaylak bir balıkçı iseniz böyle bir yoğunlukta kesinlikle uzun mesafe atış yapmayın. Deniz, misina anlamında en kalabalık anlarını yaşarken sizin usta bir balıkçının ağına misinanızı dolamanız an meselesidir ve emin olun bu durum bir usta balıkçı ile asla yüz yüze gelmek istemeyeceğiniz anlardan biridir.

 

Kural 7:       

Etrafınızda tam teçhizatlı ve balıkçılık adına doğru giyimli balıkçıları gözlemleyin. Öncelikle rüzgârı kesen ve çapari takılmalarına karşı dayanıklı, kir tutmayan kıyafetler tercih ettiklerini göreceksiniz. Eğer balığa günlük kıyafetlerinizle giderseniz rüzgarı iliklerinize kadar yemeniz, en sevdiğiniz tişörtü kanca takılması sonucu yırttırmanız an meselesidir.

 

Son Kural:

Her insanın bir sahnesi vardır ve tüm yapıp etmelerini bu sahnede sergiler. Balıkçılar da böyledir. Yaptıkları iş; hayat tecrübelerinden, karakterlerinden ve hayata bakış açılarından etkilenir.

Kimi balıkçıların sahnesi kısırdır, gri rengi çağrıştırır. Bu balıkçılar, genelde durgun ve iletişime kapalıdırlar. Ne yardım alırlar, ne yardım ederler. Tek amaçları vardır: balık tutmak. Nitekim amaçlarına ulaşırlar, diledikleri balığı tutarlar ama eve dönerken çantalarına kattıkları tek şey balıktır.

Kimi balıkçıların ise sahnesi zengindir. İyimserdirler ve yaptıkları işi yaşayarak yaparlar. Sadece balık tutmak değildir gayeleri. Onlar balık tutana kadar ki yolu da severler. Sahile indiklerinde selam verir, selam alırlar. Balığa durdukları manzaranın tadını çıkarırlar, ayaklarına dolanan kedilere tuttuklarından ikram ederler. Yeni arkadaşlıklar kurar, daha sonra yine görüşmek üzere sözleşirler. Eve dönerken sırtlarında koca bir dünyayı da götürüyorlardır.  Ee tercih meselesi…

 

Share This:

2 Yorum

  • Mab 19 Eylül 2016, 22:17

    Son dakikada ufak bir iyimserlik tablosu çizene kadar okuduklarım bana
    Kurandaki bahçe sahipleri kıssasını hatırlattı.

    • Cihan Uluç 29 Ocak 2017, 19:56

      Kur’andaki bahçe sahipleri kıssasını okuttun üstad eyvallah.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir