Sokakta
ISINMA TURLARI / 7 Mart 2020

  Bugün, sokak diye bir şeyin varlığından söz etme imkânı kalmamıştır. Sokak, hayatımızın cereyan ettiği bir sahne olmaktan çok bir yerden bir yere intikalin mekânı haline gelmiştir. Üzerinde hiç bir hatıramızın olmadığı, hiçbir duygusal kaydın yapılmadığı, özlemle anacak en ufak bir hayat sahnesinin yaşanmadığı yerlerle bağ kurma ihtimalimiz olabilir mi? Sokağın bir özne olarak hayatımızdan çıkışı öyle çok uzak geçmiş zaman değil. Sokağı sokak yapan başat ve önemsiz gibi görülen unsurların değişmesi sonucu ortaya bugünkü tablo çıkmıştır. Bir sokağı, 20-30 yıl önceki bir sokağı sokak yapan başat unsurlar nelerdi? O günleri yaşayanlar için hüzünlü bir anlatının başlangıcıdır. Sokağı sokak yapan unsurların başında boşluklar gelir. Bir şehri şehir yapan içinde bulunan yapıların ahengi kadar bu yapılar arasına serpilen boşluklardır. Örneğin; Süleymaniye’yi Süleymaniye yapan mevcudatı kadar, onu çepeçevre saran boşluktur.  Sokak için de bu boşluklar arsalardı. Evler, seyrek düzende inşa edilmişken aralarında illaki henüz herhangi bir yapı inşa edilmemiş boş arsalar olurdu. İşte sokak buralardan nefes alırdı. Bu arsalar çocukların futbol sahası, ‘kale baskın’ alanı, içinde kendiliğinden yetişmiş iğde, süt eriği, ayva gibi ağaçlarla yazları gölgelik meyve zamanı ise taamlarıyla doğaya temas etme imkânı idi. Mahalle sakini ev hanımları, özellikle akşam üstleri el işlerini, ay çekirdeklerini, çaylarını alır bu arsaların gölgeliklerinde otururlardı….

Düşüşe Övgü
ISINMA TURLARI / 7 Mart 2020

Sezai Karakoç’un 1974’te Diriliş dergisinde yayınlanmaya başlayan 1976 yılında Diriliş yayınlarından kitap halinde ilk baskısını yapan ‘Yitik Cennet’ kitabı Adem, Nuh, İbrahim, Yusuf, Musa, Süleyman, Yahya , İsa, Son Peygamber ya da Yeniden Bulunmuş CennetveÇıkışolmak üzere on bölümden oluşuyor. Yitik Cennet, ‘Adem’ bölümüyle başlıyor.  Adem ve Havva’nın, şeytan tarafından kandırılıp yasak meyveyi yemesiyle soluğu dünyada aldığı onların herkesçe bilinen hikayesini kendine has üslubu ve günümüzle bağlar kurarak anlatıyor Karakoç. Örneğin, ‘Âdem ile Havva’nın Cennette öncesiz ve sonrasız yaşadıkları zaman gibiydi hayatımız Batının soluğu bize gelmeden önce.’ gibi… Her düşüş içinde bir tövbe ihtimalini barındırır, yani yükselişi. İnsanın Allah katındaki konumunun iki kutbu olan eşref-i mahlûkat ile esfel-i safilin arasında gidip gelen bu sefer halinde en mühim anlar işte bu düşüş zamanlarıdır. İbre her ne kadar olumsuz bir noktaya doğru evrilse de yukarı doğru fırlama potansiyelini her zaman içinde barındırır. Günümüz yaygın psikoterapi uygulamalarında da kişinin davranış değişikliğine dolayısıyla ‘iyileşmeye’ en yakın olduğu an, kendini en kötü hissettiği zamanlardır. Hiç düşmemiş, günah işlememiş, bir hata yapmamış, hiç kaybetmemiş, hiç eğilmemiş, hiçbir zaman bir mahcubiyetin altında ezilmemiş kimselerin bu potansiyelden yoksun olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca bu kimseler bir nehrin ihtiva ettiği sayısız tehlikeden ya da açık denizin ihtimal ettiği imtihanların hiçbiri ile karşı karşıya…

Söylenmeyene Katkı
ISINMA TURLARI / 7 Mart 2020

Allah’ın adıyla… Yazmanın bir ihtiyaç olduğu günlerden geçiyoruz. Bunu uzunca bir zaman bekledim -hissetmeyi. ‘Sabrın başı acı, sonu tatlıdır.’ Uzun süredir çeşitli sebeplerden dolayı yazmıyordum. Tarih attıktan sonra ilk yazdığım cümle bu oldu.  Boğucu bir sıcak ve temmuz sonları, yine de güzel bir yaz akşamı. Yaz akşamlarını hep  ‘güzel’ sıfatıyla kodlamışızdır, birlik olup gelirler çağrılınca. Oysa evinizde klima yoksa  zorunlu bir seçimdir  St. Petersburg’u mekan bilen  bir kış romanı okumak. -ferahlamak için. Biraz olsun hararetimizi alır bembeyaz sahneler. Bir de herhangi bir yerine ‘beyaz mermer’ yerleştirilmişse değmeyin keyfimize. En az bir 20 derece alır ve götürür odadan.  Abartmayı da kesinlikle sevmem. Tabi. Bu yazının ikinci bir adı olsa ‘Ve tek kare bir film’ olurdu.  Nedenine gelecek olursak… E merak edin biraz. Hızlıca olan şeye inanamıyorum.   ‘Tabiata çıkıyorum Göğsüm bir müzikle Vuruyor ritmini Dinliyorum hüznün sendeki güzelliğini’   Uzun zaman oldu tabiata çıkmayalı.  Ne garip; tabiata çıkmak için fırsat kolluyor, planlar  yapıyoruz, tam ortasına  doğmuş olmamıza rağmen üstelik. Kentleri tabiata kontra bir fanus olarak inşa edince tabiata çıkarmalar yapmak durumunda kalıyor, yeni bir ağaç, kuş  yahut çiçek türü  öğrendiğimizde fetih sevinciyle doluyoruz. Her gün mutmain müzikler yüzmüyor göğsümüzde. Çok az müzik var ki kalbimi heyecanlandırıyor.   ‘İpiri gözleriyle uyanıyor Şu gündüzden kalan mesele’   Şu gündüzden kalan mesele, aslında geçen geceden kalan mesele….

Doğu Hikayeleri ile Psikoterapi Üzerine
ISINMA TURLARI / 7 Mart 2020

Uzun süredir masamın üzerinde sürüncemede kalan Doğu Hikâyeleri ile Psikoterapi isimli kitabı bitirdim. Kitabı edinene kadar aldığım sayısız tavsiyenin üzerine büyük bir hevesle kitabı satın almıştım. Kitabı okuduktan sonra acaba o cömertçe tavsiye verenler bu kitabı gerçekten okumuş mudur diye düşünmeden edemedim. Tavsiye edenlerin ‘Şu şu sebeplerden dolayı biraz sıkıcı bir kitaptır…’ şeklinde şerh düştüklerine de şahit olmadım. Eğer böyle bir şey söylemiş olsalardı kendimi hazırlar, hayal kırıklığına uğramazdım. Son zamanlarda hikâyeler ve masallar ayrıca dikkatimi çekiyordu. Bunun terapi içeriğinde kullanıldığı fikri beni çoktan cezbetmişti. Almanya’da yaşayan İranlı bir terapistin Almanca kaleme aldığı İngilizceden Türkçeye çevrilmiş Doğu Hikayelerini terapi odasında nasıl kullandığını anlatıyor kitabında. Tercümenin vahametini belki de bu çevrilen dilden çevrilmesi arttırıyor. Çevirmenin bizim çok iyi bildiğimiz hikayeleri bile İngilizce metne sadık kalarak çevirmeye çalışması hikâyelerin komik duruma düşmesine sebep oluyor maalesef. Bunun yanına yayınevinin özensizliği ve edisyon hataları okumayı daha da güç kılıyor. Peki her şeye rağmen niye devam ettim ve ciddi bir mücadelenin ardından nihayete erdirdim bu kitabı? Psikoterapi seanslarında sembolleştirme sürecinin iyileşme için en önemli aşamalardan biridir. Danışanın çoğu zaman söze dökemediği, kendine dahi ifade etmekte zorlandığı meselesini sembolleştirerek ifade edebilir hale getirir. Mesela Kum Tepsisi Terapisini de çalıştıran temel motivasyon budur. Danışan hemen karşısında bulunan…