Semt Pazarında ‘Küçük’ Prens
YOL HİKAYELERİ / 17 Haziran 2019

Öykücü, o gün evin mutfak ihtiyaçlarını gidermek üzere semt pazarının yolunu tutmuştu. Pazarı boydan boya iki kez turladıktan sonra iki eli de yeni bir şeye müsaade etmeyecek derecede dolmuştu. Ramazan ayı olması ve akşam ezanına dakikalar kalması sebebiyle açlık ve susuzluk etkisini iyiden iyiye göstermeye başlamıştı. Eve doğru döndüğü yolda gözü gayri ihtiyari yaşlı bir adama takıldı. Adamın alışılmışın dışında bir görüntüsü vardı. Giymesi gereken bedenden birkaç boy büyük gömleği, yine birkaç beden büyük olduğu anlaşılan pantolonun içine sokulmuş, tuhaf bir görüntü arz ediyordu. Bu kıyafet yığının içinde kaybolmuş gibi görünen ihtiyarı uzaktan görenler hareket eden bir pantolon ve gömlek diye paniğe kapılabilirlerdi. Yaşlı adam ile öykücü arasındaki mesafe iyice azaldığında öykücü gücünü toplayıp pek de beceremediği bir şey olmasına rağmen adamın yüzüne dikkatle baktı. Gördüğü ve aklından geçenlerin etkisiyle olacak gözleri fal taşı gibi açıldı ve yüzünde gizleme gereksinimi duymadığı bir şaşkınlık belirdi. Bu adam O muydu? Hakkında hafızasındaki son bilgi öldüğü yönündeydi. Yaşıyor dahi olsa Paris’te olması gerekmiyor muydu? Ümraniye semt pazarında ne işi vardı? Sorulması gereken sorular art arda geliyordu, az evvelki yorgun halinden bir anda çıkıvermişti. Bu sırada yaşlı adam öykücünün kafasında dönüp duran soru ve düşüncelerden habersiz ağır aksak adımlarla geçip yoluna devam etti. Ardından…

Yitik Hazine
ISINMA TURLARI / 14 Haziran 2019

Yollar ve mesafelerle imtihanım sürüyor. Her gün en az iki saatim yolda geçiyor. İstanbul içinde iki uç denebilecek ilçe arasında her gün gidip geliyorum, araya giren köprü de cabası. Sakın bu durumdan şikâyetçi olduğum anlamı çıkmasın, en nihayetinde kendi tercihim ama vaka da bundan ibaret. Yolda geçen zamanı değerlendirmek amacıyla ilk yolculuğumdan itibaren birçok şey denedim. Müzik ve radyo dinledim, nefes egzersizleri yaptım, diksiyon çalıştım, yabancı dil gelişimi için İngilizce yayınlar takip ettim. Kendi kendime konuştum ve dahası tamamen sessiz kaldığım yolculuklar oldu. En nihayetinde hepsinden sıkıldım ve devam edemedim. Başka bir şey bulmalıydım. Aksi halde bu en az 2 saatlik zaman dilimi bir türlü geçmek bilmeyecekti. Bir şey bulmalıydım ama ne? Bir gün telefonu kurcalarken, daha önce mesaj kutuma atılmış ve izlemeyi ertelediğim bir programın videosuna gözüm çarptı. Neymiş acaba diyerek videoyu açtım. Programİhsan Fazlıoğlu’na ait bir seminerin kayıtlarıydı. Dinlemeye başladım ve:  ‘tekrar çaldım, sonra tekrar çaldım, sonra fark ettim ki çalmadan yapamaz olmuşum…’(*) Başka hangi videosu hangi dersi varmış, bunu da dinleyeyim bunu da bunu da derken internete yüklenmiş olan tüm video ve ders kayıtlarını dinledim. Bazı kayıtlarını ise tekrar tekrar dinledim. Artık yollar sıkıcı gelmiyordu. İş bitse de bir an evvel yola koyulsam diye iş çıkış saatini…