Mürşit 4.0
ISINMA TURLARI / 18 Mart 2019

İlköğretimin bittiği ve lisenin başlayacağı yaz ayının gönlümüzce geçirdiğimiz son tatil olduğunu nereden bilebilirdik. Babam, kardeşimle beni birkaç kez sanayiye çırak vermekten söz etse de bir daha bu konuyu açmadı. Okul döneminde ders çalışmamız için üretilmiş bir tehdit olarak kişisel tarihimizde yerini aldı. Biz de kardeşimle bu durumu fırsat bildik tabii. sabahtan akşama kadar sokaktayız. Aşağı mahalle senin, yukarı mahalle benim, maç yapıyoruz. O günkü kondisyonlarımız günde dört-beş maçı çıkarabiliyor.  Her mahallenin kendi sahası var. Saha dedimse yan yana konan iki taşın kale sayıldığı boş arsalardan söz ediyorum. Eve akşam ezanında kendimizi yorgun argın zor atıyoruz. O günler de hayatımıza başka bir oyun türü daha giriyor: internet kafe oyunları. Counter Strike, Half Life, GTA 3, Crazy Taxi, Serious Sam… Paramız en fazla günde 1 saatlik hesap açtırmaya yetiyor. İmkânı olanlar evlerine bir bir bilgisayar ve internet aldırıyor. Biz de alan arkadaşlarımıza ‘bilgisayar görmeye’ gidiyoruz. O oynarken arkada onu izliyoruz filan. Oynamak şöyle dursun, izlemesi bile keyifli. Tabi komşuda gördük, biz istemez miyiz? Kardeşimle birlik oluyoruz, babamı çift taraflı markaja alıyoruz. O dönemde bir bilgisayar babamın bir aylık kazancından fazla. Tabii oyun oynayacağız, o yüzden bilgisayar alalım demiyoruz babama. Bir takım ‘kabul edilebilir bahaneler’ ileri sürüyoruz: ders çalışmak, ödev yapmak gibi…

Dikkat ve Rikkat
POLİSİYE / 11 Mart 2019

  Telsizin susmadığı, ihbarların yağmur gibi yağdığı akşamlardan biriydi. Kâh aile içi bir kavganın arasında kalmışlar, kâh parkta alkol alıp çevreye rahatsızlık veren şahısları bu kabahatlerinden men etmişler, kah bir torbacıyı satış yapmak üzereyken suçüstü vaziyette yakalamışlardı. Bu koşuşturmacanın arasında saatin nasıl 4 olduğunu anlayamamışlardı. İnsan ancak durduğu zaman ne kadar yorulduğunu anlar. Ekibin, yılları birer birer devirip ardına ip gibi dizmiş kurt şefi, yanındaki henüz meslekte ilk ayını doldurmuş çaylak polis Doğan’a dönerek; -‘Geç bakalım direksiyona, biraz da sen kullan.’ Dedi. Yer değişikliği yaparken sözlerine devam etti: -‘Vitesi ikiye al, rölantide devriyeni at, kimseye de karışma. Ben kestireceğim biraz.’ -‘Tamam şef, sen nasıl dersen.’ dedi Doğan. İkinci vitese attı arabayı. Aheste aheste turlamaya başladı. Gece yorgun ama henüz bitmemiş, sabahın da vakti henüz girmemiş. Böyle araf saatlerde sokaklar bomboş ve sessiz. Uzaktan geçen otoyoldaki araçların uğultusu geliyor sadece, bir de sokak köpeklerinin kesik kesik havlamaları. Kulağı, arka fonda gece boyu çalmakta olan radyoya takıldı. Hemen sesini biraz daha açtı. Tanıdık bir türkü: ‘Çarşambayı sel aldı, yârimi eller aldı’ diyor. Aklı memleketine gidiyor çünkü memleketine gitmeyeli epey olmuş. Bazen neden İstanbul’da olduğuna takılıp kalıyor aklı, burada olmak ona zaman zaman anlamsız geliyor. Tamam, maişet derdi evet, ama bazen ‘maaşımın yarısını…